Öne Çıkan Yayın

Günün sözü: "Fransa'ya, "Liberté, égalité, fraternité", "süvari, piyade, ve topçuluk"'dan daha az rehberlik etmiştir."

"Liberté, égalité, fraternité" özdeyişi dilimize "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" olarak çevrilebilir. Bu üçlemenin ne a...

Dünkerk Tahliyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünkerk Tahliyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2017 Salı

"Dunkirk" filminin eleştirisi!

Cumhuriyet gazetesinden Aslı Selçuk'un "Dünkerk" filmi üzerine yaptığı "Yaşamda kalma zaferi" başlıklı eleştiri yazısını, aşağıda okuyabilirsiniz.


"Memento, Inception, Interstellar gibi özgün filmlerin yaratıcısı Christopher Nolan son çalışması Dunkirk’te tarihe Dinamo Operasyonu olarak geçen, Mayıs 1940’ta kurtarılan 350 bin müttefik askerin yaşamda kalma öyküsünü yetkin bir görsellik ve anlatımla irdeliyor.

Tarihe Dinamo Operasyonu olarak geçen, 2. Dünya Savaşı’nda İngiliz,  Belçikalı, Kanadalı ve Fransızlardan oluşan 350 bin müttefik askerin  savaş alanından tahliyesi düşündürücü bir operasyondur. Mayıs 1940’ta Dunkerque’te gerçekleştirilen bu operasyon kimilerine göre bir zaferdir (400  bin askerden 350 binin yaşamı kurtarılmıştır) kimilerine göre ise bir yenilgidir.  Başbakan Churchill operasyonun ardından “Savaş kurtarma operasyonlarıyla kazanılmaz” demiştir. Christopher Nolan düşleri, sihiri, siyah delikleri bir kenara bırakarak Dunkirk’te bu düzmece, sahte savaşı askerlerin, sivillerin, denizcilerin, havacıların gözünden anlatmayı yeğledi. “Dunkirk’te olaylara, tarihsel gerçekliğe, mekanlara sadık kaldım” diyen yaratıcı yönetmen  öykü anlatımını geçmiş ve gelecekteki parçalara bölmeden doğrusal bir çizgide aktarıyor.



“Filmdeki amacım kumsalda sıkışıp kalmış askerlerin ilkel terör  duygularını yansıtmaktı. Bunu yaparken de gökten düşen bombaların çıkardığı seslerin olabildiğince gerçekçi olmasını istedim” diyen Nolan bu operasyonla ilgili araştırma yaparken sahildeki askerlerin çoğunun kaybolduğunu, raporlarda olayın dehşetinin aktarıldığını farketmiş. “Dehşetle birlikte imkansızlık, paradoks ve anlayışsızlık ta vardı.  Mayıs 1940’ta kumsaldaki durum Kafka romanları gibiydi. Bürokratik kabusun yansımasıydı adeta Kumsalda uzayıp giden uzun insan kuyrukları, ne yapacağını nereye gideceğini bilmeyen askerler. Kurtarmanın dışında kumsaldaki hakim duygu umutsuzluk, yoksunluk, unutulmaktı” diyor Christopher Nolan. Askerlerin kıstırıldığı sahilin  tam karşısında onların vatanı, evleri görünüyordu. Almanlar sürekli kumsala bomba atıyorlardı. Günlerce burada bekleyen askerler kendilerini kurtaracak bir krüvazor, gemi bekliyorlardı. Nolan’ı olayda en çok etkileyen dalgakıran olmuş: “Dalgakırana yanaşan gemiler  merdivenleri çıkartıyorlardı fakat gelgit öylesine güçlüydü ki gemiye binmek çok zordu”. Tüm bu dehşeti, umutsuzluğu, yaşamda kalma savaşımını Nolan duyumsal bir çalışma yaparak aktarmayı yeğlemiş. Çok az diyalog var, savaşın ortasındaki insanların korkusunu, kaygısını, umutsuzluğunu onların içsel dünyalarından aktarıyor.

Dunkirk, zamana karşı yapılan bir yarış, dramatik bir gerilim.  Nolan gerilimi, korkuyu entelektüel açıdan yansıtıyor. Memento (Akıl Defteri), Interstellar (Yıldızlararası), Inception(Başlangıç),  Kara Şövalye filmlerinde kullandığı tüm dijital efektlerden, yüksek teknolojiden arınmış bir çalışma. Dönem çalışmasında klasik bir anlatım  ve çizgisel bir zaman kullanıyor. Şimdiki zamana odaklanan dram durumların, olayların anındalığını yansıtıyor. Hava, kara ve deniz açısından anlatılan filmde bazı askerler sahilde bir hafta süresince kalıyorlar, gemilerde kurtarma operasyonları tüm gün sürüyor, Büyük Britanya’dan Dunkerque’e Spitfire’larla ( 2.Dünya Savaşı’nda kullanılan avcı uçakları) uçan pilotlar depolarına 1 saatlik benzin  dolduruyorlar, tarihin bu farklı vizyonlarını yönetmen yetkinlikle içiçe geçiriyor. Dramatik gerilim aykırı durumlara odaklanırken izleyici asker dalgakırana ulaşacak mı, pilot görevini başaracak mı gibi soruları soruyor. Gerilimli sekanslardan oluşan Dunkirk bunları insani boyutta irdeliyor. Kahramanların özgeçmişlerini bilmiyoruz, başat soru bu cehennemden kurtulabilecekler mi ? Üstlerine bomba düşmeden dalgakırana ulaşabilecekler mi ? Geçen bir geminin altında ezilmekten kurtulabilecekler mi ? Film anın yoğunluğunu bize güçlü bir şekilde duyumsatıyor, savaş filmi olmaktan öte yaşamda kalma, yaşama sarılma öyküsü. Filmden taşan enerji gerilimi yaratıyor.

Yapımcı eşi Emma Thomas’ın önerisiyle bu projeye girişen Nolan’ın tasarladığı ilk temel görüntü dalgakıranda kümelenen askerler olmuş. “Bu görüntü hem metaforik hem de alegorik bir güç taşıyordu. Karabasanda tehlikeden kaçmaya çalışırsınız ama hareket edemezsiniz donup kalırsınız. Dunkirk’le ilgili askeri raporlarda hep bu belirtiliyordu. Tam bir düş kırıklığı. Kafka’nın Dava’sı gibi, bürokrasinin ikilemi, ulaşılamıyan gerçek” diyen sinemacı askerlerin yaşadığı düş kırıklığı, umutsuzluğu yansıtıyor. Yönetmen Dunkirk’e hazırlanırken sessiz sinemanın klasiklerini (Hoşgörüsüzlük, Şafak) izlerken bu örneklerin coğrafya ve  mekanı nasıl kullandıklarına dikkat etmiş. Nolan’a göre coğrafya anlatım dilinin temeli: “Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği kitabını çok severim. Coğrafya ve öykü anlatımının en saf formudur. Conrad insan zihninin derinliklerine iner. Bu içsel yoksa dışsal bir yolculuk mudur ? Sorduğu gerçek soru budur. Yolculuk nasıl anlatılır ? Sinemadaki temel soru bana göre budur. Dunkerque İncil’deki çok özel bir bölgedir, İngilizler
Mısırlılar tarafından kovulup Kızıl Deniz’e bırakılan Yahudiler gibidirler. Musevi–Hristiyanlıkta burası olaya güçlü bir mitolojik boyut katar” vurgusunu yapan yönetmen Dinamo Operasyonu’nu günümüz izleyicisi için modern bir anlatımla betimliyor.


Hollywood filmlerinin klişe yapılarından uzak durmaya karar veren yönetmen en deneysel çalışmasını gerçekleştirdiğini açıklıyor: “Deneysel girişimlerde bulundum. Hollywoodvari yapaylıkları atmaya çalıştıkça, ilerledikçe kendimi daha arınmış, saf hissettim”. Dinamo Operasyonu’nun hem zafer hem de yenilgi olarak algılanması Nolan’ı cezbeden nokta olmuş.  Christopher Nolan belirsizliklerin var olduğu bir sinema yapmayı  yeğliyor, onu da özgün kılan bu yönü. Gizemli, şaşırtıcı, düşündürücü, geleneksel ve mutlu sonu olmayan filmler yapıyor. Onun en büyük  isteğiyse izleyici olağanüstü, sıradışı boyutlara taşımak, sürüklemek.

Yaşamda kalma, umut, savaş deneyimi, düş kırıklığı, umutsuzluk temalarını işleyen, Christopher Nolan’ın yönettiği, Tom Hardy, Cillian Murphy, Harry Styles, Kenneth Branagh, Mark Rylance, Fionn Whitehead, Aneurin Barnard, Damien Bonnard, Elliott Tittenson’ın oynadığı Dunkirk, 21 Temmuz’da  sinemalarımızda gösterime giriyor."

Eleştiri bayağı geniş kapsamlı, dikkatimi çeken nokta, bunca yıllık "Hayatta kalma zaferi" sözü, neden "Yaşamda kalma zaferi" oldu?

13 Haziran 2017 Salı

"The German Blunder at Dunkirk" - videosu!

1940 Batı Seferi hakkında yazdığımız yazılara ek olarak, youtube'dan bu videoyu seçtim. Her ne kadar başlığı "The German Blunder at Dunkirk" olsa da, Batı Seferini başından sonuna kadar güzel bir özet şeklinde derlemiş.

Sunucunun İngilizcesi aksansız ve istenirse İngilizce altyazı seçeneği var.



7 Haziran 2017 Çarşamba

Neden Luftwaffe Dünkerk'de başarısız oldu?

10 Mayıs 1940 tarihinde Alman Silahlı Kuvvetleri "Plan Sarı" doğrultusunda Belçika, Hollanda ve Fransa'ya saldırıya geçtiğinde, Luftwaffe'nin bu harekât için ayırdığı uçak sayısı, yaklaşık olarak  2900 civarındaydı.

24 Mayıs günü, Hitler'in ünlü "Dur!" emri ile Dünkerk'e çok yaklaşmış olan zırhlı birlikler ilerlemelerini durdurunca, o cepte sarılmış olan Müttefik kuvvetleri imha etme emri Luftwaffe'ye verildi. Her zaman ki kendini beğenmişliği ile Göring, emri altında ki hava kuvvetlerinin bu işin altından rahatlıkla kalkacağını düşünüyordu. Ancak, geride kalan 14 günlük çarpışmalar içerisinde Luftwaffe 640 uçak kaybetmişti. Bu savaş başında ki mevcudun % 25'e yakın bir rakamdı. Daha da önemlisi, bazı filoların uçmaya hazır uçak sayısı % 50'ye düşmüş durumdaydı.


Çoğu zaman gözden kaçar, ama, harekât esnasında  Belçika ve Fransa'nın işgal edilen bölgelerinde Alman bombardıman uçaklarının bakım, tamir ve yüklemelerinin yapılabileceği havaalanları inşa edilmemiş durumdaydı. Ele geçirilen havaalanları da tamir ve bakıma ihtiyacı olduğundan kullanıma hazır değildiler. Bundan dolayı, Dünkerk bombardımanına katılan filoların çoğu Dünkerk'e ortalama olarak 200 km. uzaklıkta ki havaalanlarında konuşlandırılmışlardı.


Özellikle yakın taktik destek amacıyla üretilmiş olan Stuka bombardıman uçaklarının kısa menzilli olması bu bombardımanda verimlerini çok düşürmüştür. Eldeki kaynaklara dayanarak Dünkerk tahliyesi boyunca Luftwaffe'nin bombardıman filolarının kabaca 1600 ilâ 1800 saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıların %40 isabet oranı yüksek olan Stuka pike bombardıman filolarınca gerçekleştirilmiştir. (İsabet oranının yüksekliğinin bir kanıtı olarak, Royal Navy'nin elinde ki en yeni destroyerleri bu tahliye operasyonuna göndermemesi gösterilidir.)


Diğer taraftan, Dynamo harekâtına katılan gemi sayısı 1.000 civarındadır. (Bunların arasında, kruvazörden, balıkçı teknesine kadar çok değişik boyutta ve farklı mürettebata sahip olanlar vardır.) Teknelerin boyutları küçüldükçe, Alman uçaklarının isabet oranının düştüğünü de unutmamak lazım!

Alman avcı uçakları destek ve keşif amaçlı 2.000 sorti gerçekleştirmiştir. Bu saldırıları önlemek ve  tahliyeyi desteklemek için RAF'ın avcı uçaklarının sortisi 2.400'e yakındır.

Bu arada, RAF bombardıman filolarının Dünkerk civarında bulunan Alman kara kuvvetlerine karşı 600 civarında sorti yaptığını da vurgulayalım.


Her iki tarafın kayıplarına gelince:
Luftwaffe'nin kayıpları toplamda 220 ilâ 250 uçak iken,

RAF kayıpları 200 avcı uçağı civarında, ancak, bombardıman uçağı kayıplarına dair bir bilgi bulamadım.

Genel olarak tahminler her iki tarafın kayıplarının birbirine yakın olduğu şeklindedir.


Dinamo Operasyonu boyunca İngilizlerin gemi kaybı tonaj farkına bakılmadan 240 adet olarak açıklanmıştır. Bunlardan 9 tanesi destroyerdir.

Genel olarak bir değerlendirme yapılırsa, Luftwaffe'nin tüm tahliye boyunca başarısız olduğu söylenebilir.
Herşeyden önce hava koşullarının kötü olması önemli bir engel teşkil etmiştir.
Diğer taraftan, hava filolarının Dünkerk'e uzak mesafelerde bulunması hem uçakların menzilini arttırdığından, Dünkerk üzerinde etkin oldukları süreyi azaltmış, hem de gün içerisinde yapılan sorti sayısını kısıtlamıştır.
Bunun yanında, savaşın diğer cephelerde devam etmesi, Luftwaffe'nin bütün gücüyle Dünkerk operasyonuna odaklanmasını engellemiştir.

Her ne kadar İngiliz Hava ve Deniz Kuvvetlerinin çok sayıda personel ve araç kaybına yol açsa da, Dünkerk'e sadece Luftwaffe ile saldırmak yanlış bir stratejik karar olarak tarihe geçmiştir.

4 Haziran 2017 Pazar

Dynamo Harekâtı / Dünkerk tahliyesi 26.05. - 04.06.1940!

10 Mayıs 1940 tarihinde başlayan Batı seferinde Nazi Almanyası Silahlı Kuvvetleri, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Fransa’ya Manstein'ın hazırladığı "Orak kesimi "(Sichelschnitt) planı doğrultusunda saldırırlar. İngiliz B.E.F. ve Fransız ordularının Belçika sınırında bekleyen kısmı, Müttefiklerin Dyle planına uygun bir karşılık vermek için, Belçika topraklarına girerek batıya ve kuzeye doğru ilerlemeye başlarlar.



Manstein'ın hazırladığı plan, Alman saldırı gücünün ağırlık noktası olarak dağlık ve ormanlık Ardenler bölgesini seçmiş. Ordunun vurucu gücünü oluşturan zırhlı birlikler Müttefiklerin bir saldırı beklemedikleri bu bölgeden hücuma geçmişlerdi. Belçika içlerine doğru ilerleyen Müttefik kuvvetler, Guderian’ın hızla ilerleyen zırhlı tümenlerinin Manş kıyısına ulaşması ile tuzağa düşmüşlerdi.

Böylece Fransız ordusunun en iyi birlikleri ile İngiliz B.E.F. birliklerinin çok büyük bir kısmı Dünkerk (Dunkerque) limanı yakınlarında, otuz kilometrelik bir cepte sıkışıp kaldı.



Alman öncü birlikleri Dünkerk liman kentini gözle görecek kadar yaklaşmışlardı. Hollanda 14 Mayıs'ta, Belçika 28 Mayıs'ta (Dynamo Harekâtı başladıktan 1 gün sonra) teslim olmuş, iki büyük Müttefik ordu kuşatılmış durumdaydı.

Almanların büyük bir zafer kazanmalarına ramak kalmışken, İngiliz ordusu yetişmiş subay ve astsubay kadrolar ile muvazzaf erlerinin büyük bir kısmını yitirme tehdidi ile karşı karşıya kalmıştı. Personel kaybı, teçhizattan çok daha önemliydi. (Savaşın gidişatı da bunu kanıtlamıştır.)

Hitler'in ünlü "Dur!" emri ile 23 Mayıs günü Dünkerk’e 16 kilometre yaklaşan Alman zırhlı birlikleri ilerlemelerini 27 Mayıs tarihine kadar durdurmak zorunda kalmışlardı.

Aradan geçen üç gün içerisinde Müttefikler Dünkerk civarında bir savunma hattı oluşturarak,
Alman birliklerinin ilerlemesini yavaşlatacak bir direniş başlattılar. Almanlar, ancak on
gün sonra Dünkerk’e girdikleri zaman, Müttefik orduları Dünkerk mucizesini yaratıp birliklerinin büyük bir kısmını tahliye etmişlerdi.

Bugünkü konumuz işte, bu "Dünkerk tahliyesi!

Müttefik ordularının Belçika'da düştüğü tuzağın farkına varıp, olası bir tahliye için plan yapılması çabalarında öne çıkan 2 isim vardır.

Birisi, İngiliz seferi kuvvetinin komutanı Lord Gort, diğeri ise Amiral Bertram Ramsay idi. Yapılan plana göre, 2 günde toplam 45.000 bin kişinin tahliye edilmesi bekleniyordu. 2 günden fazlası düşünülmemişti, çünkü Dünkerk'i savunan Müttefik kuvvetlerinin Alman saldırılarına daha fazla dayanamayacakları düşünülüyordu.

Her ne kadar 26 Mayıs tahliyenin başladığı gün olarak vurgulansa da, planlanan kurtarma filosunun limana varışı 27 Mayıstır.

1 kruvazör, 8 destroyer ve 26 adet yardımcı gemiden oluşan bu filonun 2 açıdan yetersiz kaldığı saptanmıştır.

Birincisi, yükleme için yüksek pruvaya sahip olan bu tip gemiler tahrip olan liman tesislerinden faydalanamamaktaydılar. Diğer taraftan, tüm liman ve civarı Alman ağır bombardımanına tutulmaktaydı.
İkincisi, Almanların ilerlemesinin beklendiğinden yavaş olduğu ve tahliye işleminin tüm olumsuzluklara rağmen hesaplanandan daha hızlı ilerlediği saptandı. Her ne kadar İngiliz Kraliyet Donanması çok sayıda gemiye sahip olsa da, bunlar tüm Dünya denizlerine dağılmış biçimde farklı görevler yüklenmişlerdi. Bunların hepsini tahliye için çağırmak imkansızdı.

Bunun üzerine, İngiltere'nin Manş Denizi sahillerinde bulunan her tip ve tonajda gemi ve teknenin tahliyeye katılması çağrısı yapıldı.

Böylece, "Dünkerk'de ki küçük gemiler" efsanesi doğdu. Yük gemilerinden, özel yatlara, römorkörlerden balıkçı teknelerine, hatta irice sandallara kadar her tip ve boyutta gemi ve tekne İngiltere sahillerinden Fransa kıyılarına doğru yola çıktılar. Burada vurgulamamız gereken nokta, bu teknelerin çoğuna tahliye nedeniyle, donanma tarafından el konulduğu ve teknelerin donanma personeli tarafından kullanıldığıdır. (Balıkçı tekneleri ile bir-iki istisna haricinde!)

Liman tesislerinin büyük bir kısmı tahrip olduğundan dolayı, tahliye ancak gemilerin sahile yanaşması ile mümkün oluyordu. Ancak, Dünkerk civarında ki sahiller sığ olduğundan dolayı, buralara ancak bahsettiğimiz derinliği az olan tekneler yaklaşabildi. Bunların bir kısmı birbirine bağlanarak, daha büyük tonajlı gemilere ulaşılmasını sağlayan ponton köprüler oluşturuldu.


Fransız donanmasının yardımıyla da 27 Mayıs ile 4 Haziran tarihleri arasındaki dokuz günde,  yaklaşık olarak 340.000 kurtarılacaktı.

Gerek tahliyeye katılan gemi ve tekne sayısını gerekse tahliye edilenlerin kesin rakamını bilmek bence mümkün değildir. Fransa'dan da yardıma gelen teknelerle sayının 1.000'in üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

İngiliz Hava Kuvvetleri de dokuz günde 200'e yakın yitirmelerine rağmen, 250 civarında Alman uçağı düşürerek tahliye donanmasını koruma görevini başarıyla yerine getirmişlerdir.
Luftwaffe, 2. Dünya Savaşı başladığından beri ,ilk defa hava üstünlüğünü tamamıyla eline geçirememiştir. Bunda, ilk  defa çok sayıda görevlendirilen yeni Spitfire avcı uçaklarının rolü de büyüktür.
İngilizler verdikleri uçak, gemi, pilot, denizci kayıplarına rağmen 100.000' e yakını Fransız olmak üzere, 340.000 askeri İngiltere’ye taşıyarak, İngiltere'nin savaşa devam etmesini sağlamışlardır.

Bu rakam, yapılan tüm hesaplamaların ve beklentilerin  üstündeydi.

Dynamo Harekâtı bittikten sonra, Hitler, Haziran ayı boyunca İngilizlerin barış anlaşması yapmasını bekledi.

Kısacası, çok bekledi.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Neden Hitler, 1940 Batı Seferinde "Dur!" emri verdi?

2. Dünya Savaşı'nın bitişinden bugüne kadar hâlâ tartışılan konulardan birisi de, 1940 Batı Seferinde, Hitler'in neden Alman zırhlı birliklerine Dünkerk önlerinde durmaları yönünde bir emir verdiğidir.

Kısaca bir hatırlatma yapmak gerekirse, 10 Mayıs 1940 tarihinde, Hollanda, Belçika ve Fransa'yı işgal etmek için Alman orduları saldırıya geçti. Müttefiklerin Belçika sınırında bekleyen Fransız ve BEF (British Expeditionary Force) kuvvetlerinden oluşan orduları, Almanları Belçika ortalarında durdurabilmek amacıyla, aynı gün Belçika içerlerine doğru ilerlerler.

Almanların esas vurucu gücü olan Kleist Zırhlı Grubu o tarihe kadar kimsenin beklemediği bir harekâtla ormanlık ve dağlık Ardenler bölgesinden kimseye ilerlemeden hızla ilerlerler. Belçika içlerine doğru ilerleyen Müttefik ordularını güneyden kuşatırken, 24 Mayıs tarihinde Hitler tarafından bir "Dur!" emri ile Dünkerk önlerinde ilerlemelerine ara verirler.

Dünkerk kenti kuşatılan bölgede, Müttefik kuvvetlerinin, özellikle BEF kısaltması ile anılan
(Britanya  Seferi Kuvveti) İngiliz ordularının tahliye edilebileceği son limandı.

Sözü edilen kuvvetlerse, Hollanda ve Belçika üzerinden gelen Alman piyade birlikleri ile güneyden gelen Alman zırhlı birlikleri arasında sıkışmış bir durumdaydılar. Daha da önemlisi, hem bu kuvvetlerin komuta kademesi hem de Belçika sınırı yakınlarında Fransa'da konuşlandırılmış olan Fransız birliklerinin komuta kademesi şaşkın, şoka uğramış ve bundan dolayı ne yapacağını bilemez bir durumdaydı. BEF'in Arras'da ve De Gaulle'in Montcorney'de gerçekleştirdiği karşı saldırılar yetersiz birliklerle ve koordinasyonsuz gerçekleştirildiğinden başarısız olmuşlardı. Diğer bir deyişle, Belçika topraklarında ki Müttefik orduları çaresiz bir durumdaydılar.

İşte bu koşullarda, Hitler'in verdiği "Dur!" emri, önleri açık olan Alman zırhlı birliklerinin 3 gün oldukları yerde saymalarına neden olmuş, bu geçen sürede de söz konusu Müttefik birlikleri, Dünkerk limanı etrafında sağlam bir savunma hattı kurabilmişlerdir. 27 Mayıs tarihinden itibaren tekrardan saldırıya geçen Almanlar doğal olarak bu yeni ve sağlam savunma düzeni karşısında zorlanmışlardır. Çatışmalar devam ederken, Kraliyet donanması ile sivil İngiliz tekneleri 4 Haziran tarihine kadar, yaklaşık olarak 340.000 askeri (115.000 tanesi Fransız olmak üzere) İngiltere'ye tahliye edebilmişlerdir.


Görüldüğü gibi, Avrupa anakarasına gönderilen İngiliz Ordusunun neredeyse tümü kurtulmuştur. Bunun 2. Dünya Savaşı'nın gidişatına orta ve uzun vadede ne gibi olası etkileri olduğu günümüzde bile tartışılmaktadır. Benim bugün durmak istediğim nokta, Hitler'i böyle bir karar vermeye iten nedenler neydi?

Herşeyden önce, Meuse nehrinin çok az kayıpla ve hızlı bir biçimde geçilmesi, bu beklenmedik rahat geçiş sonucunda Müttefiklerin beklenen sayıda ve kapasitede karşı saldırılar denememiş olması sadece Hitler'i değil, tüm üst düzey komuta kademesini rahatsız etmekteydi. B Ordular Grubu komutanı olan Rundstedt, Fransa'da konuşlandırılmış olan Fransız kuvvetlerine komuta eden general Gamelin'i oldukça iyi tanıyordu. Onun ilerleyen Alman zırhlı kuvvetlerine güneyden güçlü bir karşı saldırıya geçeceğini düşünmekteydi. Bundan dolayı, zırhlı kuvvetlerin durup, hızları yüzünden çok geride piyade birliklerini beklemeleri gerektiğini düşünüyordu.

Cepheye daha yakın olan ve üst düzeyde komutanlar arasında bir stratejik otorite olarak kabul edilen Rundstedt'in bu endişesi, Hitler'i çok etkiler. Bunun sonucu olarak, Hitler ünlü "Dur!" emrini verir.

Hitler, ikinci bir neden olarak, Flandr bölgesinde yer alan bataklık tarzı topografyayı göstermiştir.Bu arazi koşullarında çok sayıda zırhlı araç kaybetmekten korktuğunu söylemiştir. Üçüncü neden, yine, zırhlı birliklerin kayıpları ile bağlantılıdır.

Hitler, "Case Red" (Plan Kırmızı) olarak kodlandırılan 1940 Batı Seferinin ikinci bölümü için, elinde yeterli sayıda zırhlı birlik kalmasını istiyordu. Plan Sarı'nın devamı olarak hazırlanan plan, Belçika'da ki Müttefik kuvvetlerin imhasından sonra, Fransa'nın geri kalanını yine zırhlı birliklerin öncülüğünde işgal etmeyi içeriyordu. Fransa'da konuşlandırılmış olan 3 zırhlı tümenin varlığı, Hitler'i seferin başından beri gerek mekanik gerekse savaş koşulları nedeniyle yıpranmış olan zırhlı birliklerini korumaya almaya itmiştir.


Bu askeri nedenler dışında, Hitler'in politik strateji konusunda ki yaklaşımlarını da göz önünde tutmamız gerekir. Uğradıkları kayıplar ve Fransa'nın yenilmesi sonrasında, İngiltere'nin barış isteyeceğine dair inancı da Hitler'in son nedenidir.

Görüldüğü gibi, çok basit bir emrin verilişi konusunda bile birden fazla kişi ve durum rol oynamıştır. Bundan dolayı, üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen bu konu hala gündeme gelir. Şunu da eklemek isterim ki, Hitler gibi, psikolojisi bozuk bir diktatörün kafasından neler geçtiğini kimse bilemez.

15 Aralık 2016 Perşembe

Günün fragmanı: "Dunkirk"!

Christopher Nolan'ın, 2. Dünya Savaşı 1940 Mayıs ayında geri çekilirken, Alman orduları tarafından kuşatılan Müttefik kuvvetlerinin, Fransa'nın kuzeyindeki Dunkirk (Dunkerque) limanından tahliye edilmelerini anlattığı filmin 2. fragmanı. Film, Temmuz 2017'de vizyona girecek. Başrollerde Mark Rylance, Kenneth Branag, Tom Hardy gibi isimler yer alıyor.




7 Aralık 2016 Çarşamba

Günün fragmanı: Dunkirk

Daha önce bilgi verdiğimiz "Dunkirk" filminin ilk fragmanı çıktı:


24 Mayıs 2015 Pazar

Günün filmi: Dunkirk / 1958

Bugünkü filmi tanıtırken, herşeyden önce, "siyah/beyaz"-çekim olduğunu vurgulamam gerekir. 1958 yapımı filmin başrollerinde oynayan artistler arasında benim tanıdığım, sadece, Richard Attenborough, uluslararası bir üne sahip. John Mills, Bernard Lee (James Bond filmlerinde, "M" rolü ile zihinlerde kalmıştır.) gibi, daha çok İngiliz film endüstrisinde ün kazanmış aktörlerin ağırlıklı olarak rol aldığı bir film.

Dolayısıyla, film daha çok, bizim gibi, "oldies" nesline hitap edebilir. Konusunu, 2. Dünya Savaşı'na ilgi duyupta bilmeyen yoktur, herhalde.  26 Mayıs - 3 Haziran 1940 tarihleri arasında gerçekleştirilen, Dunkerque Tahliyesi, diğer adıyla Dinamo Operasyonu, filmin senaryosunu oluşturuyor.

Fransa'nın Dünkerk (Dunkerque) kıyılarında 400 bin askerinin Alman kuvvetleri tarafından kuşatılması üzerine, 9 gün devam eden bu amfibik tahliyeye, sadece İngiliz Bahriyesi değil, her eşit tipte ve boyda sivil tekne ve denizcide katılmıştır.

338.226 askerin tahliyesi ile biten operasyon, 2. Dünya Savaşı'nın başlangıcından beri, Müttefiklerin gösterdiği ilk başarıdır.

Gerek, siyah/beyaz oluşu, gerekse ağır anlatımından dolayı, gençlere, önümüzdeki sene, 2017 yılında gösterilecek olan, yeni "Dunkirk" filmini tavsiye ederim.


Film hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için IMDB sayfası: