Öne Çıkan Yayın

Günün sözü: "Fransa'ya, "Liberté, égalité, fraternité", "süvari, piyade, ve topçuluk"'dan daha az rehberlik etmiştir."

"Liberté, égalité, fraternité" özdeyişi dilimize "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" olarak çevrilebilir. Bu üçlemenin ne a...

Orduların modernizasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orduların modernizasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2017 Cuma

Türkiye'ye tank savunma sistemi satmak isteyen Alman şirkete izin verilmedi!

BBC Türkçe İnternet sayfasından alıntı:

"Almanya, savunma şirketi Rheinmetall'in Türkiye'ye bazı ürünleri satmasına yasak getirdi.
Reuters haber ajansına göre Rheinmetall CEO'su Armin Papperger, geçen yılın bilançosunu açıkladığı basın toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, "Alman hükümeti şu an bazı ihracat sözleşmelerimizin gerçekleşmesine izin vermiyor" dedi.

Papperger, Türkiye'nin IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) ile mücadelesinde 10 adet Leopard savaş tankının tahrip olmasının ardından şirketinin bu savaş tankları için gereken savunma sistemini satmak adına Türkiye ile iletişimde kaldığını sözlerine ekledi.


Çok sayıda başvuru reddedildi.
Almanya Ekonomi Bakanlığı ise son 4 ayda Türkiye'ye silah ihracatı için yapılan başvuruların 11 kez reddedildiğini açıklamıştı.
Bakanlığın verilerine göre 2010-2015 yılları arasında yalnızca 8 başvuru reddedilirken reddedilen başvurular arasında tabancalar, mühimmatlar ve silah üretimi için gerekli malzemeler bulunuyor.
Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi ise kararlara gerekçe olarak "Türkiye'de gerileyen insan hakları nedeniyle artan endişeleri" gösterdi.
Türkiye ile Almanya arasında son dönemde Türk bakanların Almanya'daki bazı mitinglerinin engellenmesi, Türkiye'nin Almanya'yı "Nazi uygulamaları" ile suçlaması ve Almanya'dan gelen "15 Temmuz'u Gülen yapılanmasının yaptığına ikna olmadık" açıklamaları nedeniyle peş peşe diplomatik krizler yaşanmıştı."

23 Mart 2017 Perşembe

Almanya'nın silah satışı engeli Türkiye'yi nasıl etkiler?

"Deutsche Welle" İnternet sayfasından, Aslı Işık imzalı haber:

2010-2015 yılları arasında kimi savunma malzemelerinin Türkiye'ye ihracatına sekiz kez izin vermeyen Alman hükümetinin, 2016 Kasımı'ndan bu yana da tam 11 kez silah ihracatını engellediğinin ortaya çıkması gözleri Türkiye'ye çevirdi. Sol Parti'nin konu ile ilgili soru önergesini yanıtlayan hükümet, hafif silahlar, cephanelik ve bazı savunma malzemelerinin ihracatına izin verilmediğini açıklamıştı.
Alman hükümetinin aldığı kararın sadece ‘hafif silahlar, cephanelik ve diğer silahlanma malzemelerini' kapsadığına dikkat çeken Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda (SSM) uzun yıllar proje koordinatörü olarak görev yapan aynı zamanda Johns Hopkins Üniversitesi’nin Orta Asya ve Kafkasya Araştırma Merkezi’nde analist olarak çalışan Kemal Kaya, "Bu, daha çok siyasi mesaj içeren bir karardır. Mühimmat Türkiye için ‘kritik teknoloji' değildir” diyerek şunları söyledi: "Alman silah ambargosu mühimmatta Türkiye'yi etkilemez. Mühimmatla ilgili teknolojiyi zamanında Almanlardan aldık ama artık kendimiz üretiyoruz. Üretim kapasitemiz yetmeyince, Almanlardan alıyorduk. Ancak Türkiye'nin alternatifleri mevcut. Rusya ve Ukrayna mühimmat satmak için fırsat kolluyor. Bu ambargo güvenlik açısından Türkiye'yi etkilemez. MKE (Makine Kimya Endüstrisi) ortadaki hareketliliğe cevap verecek kapasite artışına gidebilir. Mühimmat açığı bizden ziyade, bizim üzerimizden sağa, sola giden mühimmat açığıdır. Biz de mühimmat kullanılması durumu yok. Bunlar Suriye'de harcanıyordur.”
Alman G-3'ler envanterden çıkıyor
Kara kuvvetlerinde kullanılan Alman yapımı  G-3 tüfeklerinin de, yerli 5-56 tüfeklerinin üretimi arttıkça, Türk Silahli Kuvvetleri'nin envanterinden çıkacağını söyleyen Kaya, "Biz zaten Almanlardan teknoloji alıyoruz, hafif silahlar bu kapsamda değil” dedi. Almanya'nın Osmanlı'dan bu yana, kara sistemlerinde etkin olduğunu belirten Kaya, "Ancak eskiye göre etkileri azaldı. Türk Kara Kuvvetlleri'nde ana sistemlerden biri olan Alman Leopar tanklarının modernizasyonunu ASELSAN (Askeri Elektronik Sanayi) Almanlarla yapıyor. Söz konusu modernizasyon desteği konusunda ciddi sıkıntılar yaşanabilir” dedi.
Eksen kayması endişesi
Emekli Özel Harp Subayı Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar ise DW Türkçe'ye, Almanya'nın Türkiye'ye silah satışı gerçekleştirmemesinin yeni olmadığını belirterek şunları söyledi: "Türkiye ile Almanya ve AB ülkeleri arasında gerginlik var. Onlar doğal olarak ellerindeki inisiyatifleri bir ‘koz ve cezalandırma' aracı olarak kullanıyor. Bu konuda temel kırılmalardan bir tanesi, PKK'dır. PKK'nın DEAŞ'la (IŞİD) mücadele etmesi, Batı ile Türkiye arasında kırılmaya yol açtı. Batı'nın tavrının NATO üyesi olan ülkelere büyük sonucu olacak. Bu tavır jeopolitik anlamda eksen kaymasına sebep olabilir. Bu tür yaptırımları yapabilirsiniz ama dozajını partner olarak çok iyi ayarlamalısınız. Partnerinizin ihtiyaçlarını karşılamadığınızda, Asya gibi başka eksenlere kayacağını öngörmelisiniz.”
Bedava vermiyorlar
Türkiye'nin silahları bedava almadığını, bedel ödeyerek aldığını vurgulayan Ağar, "Ülkenin savunması için silah sistemine ihtiyaç duyulursa, başka kaynaklara başvurabilir. Yunanistan da NATO üyesi ama S-300,400 füzelerini, entegre etmiş durumda. Benzer fotoğraf Türkiye için de geçerli olabilir” diye konuştu.
Almanya'nın kararının, Türkiye savunma sanayisinde büyük yatırımları olan Alman şirketlerini etkilemesi beklenmiyor.  MTU ve HDW gibi devler, Türkiye'ye teknoloji dahil pekçok ürün satıyor ve büyük projeler yürütüyor. Geçen yıl Almanya'nın 1915 olaylarını ‘soykırım' olarak tanımasına tepki gösteren Ankara, SSM Müsteşarı İsmail Demir'in ağzından, "Almanlarla yürütülen denizaltı projesinde Türkiye'nin kendi başına yola devam edebileceğini' duyurmuştu.
Ancak denizaltılar için Alman ThyssenKrupp Marine System (HDW) şirketi ile imzalanan 2,2 milyar euroluk sözleşme halen yürürlükte. Alman tasarımı denizaltıların ilki 2020 yılında teslim edilecek.
Milli gemi ve milli tankta Alman imzası
Alman firmaları, Türkiye'ye genelde teknoloji satıyor. Hükümetin, bir süre önce duyurduğu, milli tank ve milli gemi projeleri de yine Türk ve Alman şirketlerinin ortak çalışması olarak yürütülüyor. Koç Grubu tarafından üretilen ve milli olarak lanse edilen ‘Altay' tankı geliştirme projesinin en önemli parçası olan motor da, bir Alman firması olan MTU'ya ait. Aracın, atış ve komuta kontrol sistemleri ise ASELSAN tarafından üretiliyor. Silah sistemi,  Hyundai-Rotem'dan teknoloji transferi yapılarak MKE tarafından, modüler zırh paketi ise Roketsan tarafından imal ediliyor.
Türkiye'nin büyük önem verdiği milli gemi (MilGem) projesinde de Alman MTU motorları kullanılıyor. MilGem projesiyle, Türk savunma sanayisi ilk kez korvet tipi bir askeri gemi inşası kabiliyeti kazandı. Bu şekilde iki gemi denize indirilirken, üçüncünün inşası devam ediyor.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Günün anektodu: Orduların modernizasyonu üzerine Japon Takashima'dan!

Japon askeri tarihine damgasını vuran reformculardan birisi olan Takashima, 1841 yılında, Avrupa ordularının talimlerini, üst düzey Samuraylara ilk defa gösterdiğinde, kendisiyle dalga geçilmiştir.

Yüzyıllardır, kapalı (aslında, belirli kişi ve kastlara tanınan ticaret olanakları vardı!) bir sosyo-ekonomik ve kültürel hayatın hüküm sürdüğü Japon askeri sisteminde hâlâ egemen olan Samuray savaş kültürü, özünde göğüs göğüse savaşmaya, bireysel cesaret ve kabiliyetler temeline dayanmaktaydı.


Aynı anda ve aynı biçimde silahlarını doldurup, bir komutla kaldıran ve ateş eden bu insan topluluğu, Samuraylara komik gelmişti. "Sanki, bir çocuk oyunu" şeklinde tanımladıkları, bu yeni silahların gerektirdiği disiplin ve organizasyon, ileriki yıllarda, Samurayları tarihten silecekti. Ancak, modernizasyonun ilk adımları, bir çok kültürde olduğu gibi, Japonya'da da alay ve tepki ile karşılanacaktı.


14 Ocak 2016 Perşembe

Ordular neden "motorize" edilmişlerdir? Diğer bir deyişle, stratejik açıdan, askeri birliklerin "motorize" edilmesinin faydaları nelerdir?

Stratejik açıdan, askeri birliklerin "motorize" edilmesinin bir çok faydası vardır.

Motorize edilmiş bir ordu, "harekât" kapasitesi yüksek bir saldırı gücü demektir.

Hareketliliği yüksek bir saldırı gücü, inisiyatifi elinde tutar, yani düşmana nazaran daha avantajlı bir durumdadır.

İyi bir istihbarat sonucu elde edilen bilgiler doğrultusunda, düşmanın zayıf noktasından, ani ve güçlü bir saldırı ile cepheyi yaran, hareketli bir ordu, sayıca az bile olsa, içinde olduğu muharebeyi kazanabilir. (Hatta, düşmanın askeri, ekonomik ve psikolojik kapasitesine, savaşın sonunu getirebilecek düzeyde bir darbe vurabilir.)


Şunu da unutmamak gerekir ki, bu "hareketlilik" sadece saldırı değil, savunma amaçlı da kullanılır. Kendi cephe gerisinde, "stratejik bir yedek" olarak tuttuğu, motorize birlikler, savunmanın zorlandığı, hatta yarıldığı bölgelerde hızla ve savaş gücü yüksek bir biçimde devreye girip, düşman saldırısını durdurabilir.

Hareket (Stratejik bazda, "harekât") üstünlüğüne sahip olan taraf, savunmada ki düşmanına beklenmedik bir yer ve zamanda saldırarak, onun kurduğu tüm plan ve mevzileri geçersiz hale getirebilir. Yeniden organize olmakla uğraşan düşman birlikleri, bu sefer, yüksek bir harekât kapasitesine sahip saldırı gücü tarafından, hiç beklemedikleri bir anda, savunma için daha tam hazırlanmamışken, (diğer bir deyimle, "açıkta yakalanarak" ya da "off guard" / gardı düşmüşken) uğrayacakları ikinci bir saldırı ile panik ve/veya bozguna uğrayabilirler. (1940 Batı seferi, buna güzel bir örnektir.)

Aslında, avantajları konusunda fazla kalem oynatmaya gerek yok. Bu konuda askeri tarihe bir göz atmak yeter. En bilinen örneği de, 2. Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında, Nazi Almanya'sı ordusunun gerçekleştirdiği "Blitzkrieg" operasyonlarının temelinde yatan motorize, mekanize ve zırhlı tümenlerin başarılarıdır.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Motorize piyade oluşumu!

Dilimizde, "Bindirilmiş piyade" olarak da kullanılır. Askeri birliklerin, özellikle piyadelerin naklinin motorlu araçlarla yapılması, stratejik planlama açısından, bir orduya büyük avantajlar sağlar.

"İçten yanmalı motor"'un keşfi, askeri tarihin en önemli buluşlarından birisidir.

Sanayi Devrimi'ni gerçekleştiren ülkelerin üretim kapasitesi arttıkça, motorlu askeri araçların ortaya çıkış süreci başlamıştır. Bu bağlamda, orduların motorize olma sürecinin, 1. Dünya Savaşı'ndan önce başladığını ve Büyük Savaş'ın son iki yılında hızlandığını söylemek gerekir. Ancak, "motorize birlik" olgusunun yaygınlaşması, 1930'lı yılların ortalarında, Nazi Almanyası ordusunda gerçekleştirilmiştir.


Unutulmaması gereken unsur, bu tip bir organizasyonda sadece, piyadelerin değil, söz konusu birliğe ait her türlü silah ve malzemenin, motorlu araçlarla nakledilmesidir.

Bu tip bir organizasyonun kuruluş aşamasında, kullanılan araçlar sivil kamyon, kamyonet tipi motorize nakil araçlarına çok benzerler. Aralarında ki fark, motor, tekerlek ve şase gibi parçaların güçlendirilmiş olmasıdır. Motor daha güçlü, tekerlekler daha büyük, geniş ve dayanıklı, şase daha güçlendirilmiştir.


Amaç, asker, silah ve her türlü askeri malzemeyi taşıyan araçların, savaş koşullarında, bakım ve tamir gerektirmeden kullanılabilecekleri süreyi maksimize etmektir. Yıpratıcı yol ve hava koşullarının yanında, düşmanın yakın ve uzak menzilli silahlarıyla saldırıya uğrayabileceklerini ihtimali göz önüne alınarak, mümkün olduğu kadar dayanıklı ve aynı oranda bakımı ve tamiri kolay ikmal araçlarının üretimi, bu tip bir organizasyonun olmazsa olmaz koşuludur.

Şunu unutmamak gerekir ki, bir savaşta önemli olan, sadece cephede çatışma halinde ki birliklerin durumu değildir. Bu birliklerin sürekli ikmali, çatışmanın gidişatına bağlı olarak, bazı birliklerin cephenin başka bölgelerine hızlı bir biçimde intikali, gerektiğinde cephe gerisinde bekleyen yedek birliklerin cepheye intikali, yaralıların cepheden taşınması gibi bir çok hayati unsurun hızlı ve yorucu olmadan gerçekleştirilmesi, motorize edilmiş birliklerle çok daha verimli bir biçimde gerçekleştirilir.

Özellikle 2. Dünya Savaşı boyunca gelişen silah teknolojisi ve artan tahrip gücü karşısında, motorlu araçlarla donatılmış birliklerin ikmal sırasında, çok korumasız kaldıkları ve bir düşman saldırısı karşısında çok kayıp verdikleri ortaya çıkınca, orduların donanımında bir sonraki aşamaya geçilmiştir.

O da "mekanize piyade" dir.