Öne Çıkan Yayın

Günün sözü: "Fransa'ya, "Liberté, égalité, fraternité", "süvari, piyade, ve topçuluk"'dan daha az rehberlik etmiştir."

"Liberté, égalité, fraternité" özdeyişi dilimize "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" olarak çevrilebilir. Bu üçlemenin ne a...

Hitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2017 Perşembe

Neden Hitler, 1940 Batı Seferinde "Dur!" emri verdi?

2. Dünya Savaşı'nın bitişinden bugüne kadar hâlâ tartışılan konulardan birisi de, 1940 Batı Seferinde, Hitler'in neden Alman zırhlı birliklerine Dünkerk önlerinde durmaları yönünde bir emir verdiğidir.

Kısaca bir hatırlatma yapmak gerekirse, 10 Mayıs 1940 tarihinde, Hollanda, Belçika ve Fransa'yı işgal etmek için Alman orduları saldırıya geçti. Müttefiklerin Belçika sınırında bekleyen Fransız ve BEF (British Expeditionary Force) kuvvetlerinden oluşan orduları, Almanları Belçika ortalarında durdurabilmek amacıyla, aynı gün Belçika içerlerine doğru ilerlerler.

Almanların esas vurucu gücü olan Kleist Zırhlı Grubu o tarihe kadar kimsenin beklemediği bir harekâtla ormanlık ve dağlık Ardenler bölgesinden kimseye ilerlemeden hızla ilerlerler. Belçika içlerine doğru ilerleyen Müttefik ordularını güneyden kuşatırken, 24 Mayıs tarihinde Hitler tarafından bir "Dur!" emri ile Dünkerk önlerinde ilerlemelerine ara verirler.

Dünkerk kenti kuşatılan bölgede, Müttefik kuvvetlerinin, özellikle BEF kısaltması ile anılan
(Britanya  Seferi Kuvveti) İngiliz ordularının tahliye edilebileceği son limandı.

Sözü edilen kuvvetlerse, Hollanda ve Belçika üzerinden gelen Alman piyade birlikleri ile güneyden gelen Alman zırhlı birlikleri arasında sıkışmış bir durumdaydılar. Daha da önemlisi, hem bu kuvvetlerin komuta kademesi hem de Belçika sınırı yakınlarında Fransa'da konuşlandırılmış olan Fransız birliklerinin komuta kademesi şaşkın, şoka uğramış ve bundan dolayı ne yapacağını bilemez bir durumdaydı. BEF'in Arras'da ve De Gaulle'in Montcorney'de gerçekleştirdiği karşı saldırılar yetersiz birliklerle ve koordinasyonsuz gerçekleştirildiğinden başarısız olmuşlardı. Diğer bir deyişle, Belçika topraklarında ki Müttefik orduları çaresiz bir durumdaydılar.

İşte bu koşullarda, Hitler'in verdiği "Dur!" emri, önleri açık olan Alman zırhlı birliklerinin 3 gün oldukları yerde saymalarına neden olmuş, bu geçen sürede de söz konusu Müttefik birlikleri, Dünkerk limanı etrafında sağlam bir savunma hattı kurabilmişlerdir. 27 Mayıs tarihinden itibaren tekrardan saldırıya geçen Almanlar doğal olarak bu yeni ve sağlam savunma düzeni karşısında zorlanmışlardır. Çatışmalar devam ederken, Kraliyet donanması ile sivil İngiliz tekneleri 4 Haziran tarihine kadar, yaklaşık olarak 340.000 askeri (115.000 tanesi Fransız olmak üzere) İngiltere'ye tahliye edebilmişlerdir.


Görüldüğü gibi, Avrupa anakarasına gönderilen İngiliz Ordusunun neredeyse tümü kurtulmuştur. Bunun 2. Dünya Savaşı'nın gidişatına orta ve uzun vadede ne gibi olası etkileri olduğu günümüzde bile tartışılmaktadır. Benim bugün durmak istediğim nokta, Hitler'i böyle bir karar vermeye iten nedenler neydi?

Herşeyden önce, Meuse nehrinin çok az kayıpla ve hızlı bir biçimde geçilmesi, bu beklenmedik rahat geçiş sonucunda Müttefiklerin beklenen sayıda ve kapasitede karşı saldırılar denememiş olması sadece Hitler'i değil, tüm üst düzey komuta kademesini rahatsız etmekteydi. B Ordular Grubu komutanı olan Rundstedt, Fransa'da konuşlandırılmış olan Fransız kuvvetlerine komuta eden general Gamelin'i oldukça iyi tanıyordu. Onun ilerleyen Alman zırhlı kuvvetlerine güneyden güçlü bir karşı saldırıya geçeceğini düşünmekteydi. Bundan dolayı, zırhlı kuvvetlerin durup, hızları yüzünden çok geride piyade birliklerini beklemeleri gerektiğini düşünüyordu.

Cepheye daha yakın olan ve üst düzeyde komutanlar arasında bir stratejik otorite olarak kabul edilen Rundstedt'in bu endişesi, Hitler'i çok etkiler. Bunun sonucu olarak, Hitler ünlü "Dur!" emrini verir.

Hitler, ikinci bir neden olarak, Flandr bölgesinde yer alan bataklık tarzı topografyayı göstermiştir.Bu arazi koşullarında çok sayıda zırhlı araç kaybetmekten korktuğunu söylemiştir. Üçüncü neden, yine, zırhlı birliklerin kayıpları ile bağlantılıdır.

Hitler, "Case Red" (Plan Kırmızı) olarak kodlandırılan 1940 Batı Seferinin ikinci bölümü için, elinde yeterli sayıda zırhlı birlik kalmasını istiyordu. Plan Sarı'nın devamı olarak hazırlanan plan, Belçika'da ki Müttefik kuvvetlerin imhasından sonra, Fransa'nın geri kalanını yine zırhlı birliklerin öncülüğünde işgal etmeyi içeriyordu. Fransa'da konuşlandırılmış olan 3 zırhlı tümenin varlığı, Hitler'i seferin başından beri gerek mekanik gerekse savaş koşulları nedeniyle yıpranmış olan zırhlı birliklerini korumaya almaya itmiştir.


Bu askeri nedenler dışında, Hitler'in politik strateji konusunda ki yaklaşımlarını da göz önünde tutmamız gerekir. Uğradıkları kayıplar ve Fransa'nın yenilmesi sonrasında, İngiltere'nin barış isteyeceğine dair inancı da Hitler'in son nedenidir.

Görüldüğü gibi, çok basit bir emrin verilişi konusunda bile birden fazla kişi ve durum rol oynamıştır. Bundan dolayı, üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen bu konu hala gündeme gelir. Şunu da eklemek isterim ki, Hitler gibi, psikolojisi bozuk bir diktatörün kafasından neler geçtiğini kimse bilemez.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Günün kitabı: Er ist wieder da! / He is back! / O geri döndü!

Hayır, burada, Arnold/Terminator filminden bahsetmiyoruz. 1984 yılında çevrilen, Terminator filminde, Arnold Schwarzenegger'in, neredeyse, "kült" niteliği kazanmış, cümlesinden bahsetmiyoruz.

Aralık 2012 tarihinde Almanya'da çıkan, bir komedi kitabından bahsediyoruz. Politik komedi sınıfına sokabileceğimiz bir roman, daha çıkar çıkmaz, okunmaya bile başlamadan, ortalığı karıştırmaya yetti. Kapağına bakmak, nedenini anlamaya yeter!


Hayal gücünüzü bile kullanmaya gerek yok; evet, Hitler!

Tabii, resmi, romanın başlığı ile birleştirince, çok daha anlam kazanıyor. "O, geri döndü!"

Böyle bir başlık görünce, ister istemez, "Nasıl yani, 2012 yılında, Hitler'in, Almanya'ya geri dönmesi üzerine yazılmış bir kitap!" tepkisi gösteriyorsunuz.

Doğal olarak, kitabı karıştırıyor, ve büyük bir ihtimalle satın alıyorsunuz. Zaten, 2012 Noel'in de en çok satılan kitaplar listesine girdi!

Peki konusu ne? 2011 yılında, Hitler, Berlin'de uyanıyor. Ordusuz, partisiz, tek başına. Yabancılarla dolu bir şehirde. ne yapabilir? Hiç beklenmedik bir şekilde, komedyen olarak yeniden ünleniyor.

Çok satan bir roman olarak, beğenenler çok, eleştiren sayısı da küçümsenmeyecek kadar.

Kitabı okumadım, fikir ilgimi çekmedi. (Alternatif tarih her zaman ilgimi çekse de!)

Üstü kapalı sorulan soru şu:  Geri dönebilir mi?; Almanya'da yeni bir Hitler çıkabilir mi?

Kaçınılmaz olarak cevabım: Hayır. Neden mi? İç ve dış ekonomik, sosyal, politik, ve kültürel koşullar çok farklı. Daha da önemlisi, sistem, Avrupa'da savaş istemiyor. Çatışmalarını, Dünya'nın başka bölgelerine kaydırdı ve bazı iç hesaplaşmalarını orada hallediyor.

Ayrıca, başka coğrafyalarda, bir süre Hitler taklidi var. Etrafınıza bakın, görürsünüz!

4 Ocak 2017 Çarşamba

Hitler'in "Kavgam" isimli eserinin yeni basımı 2.000 sayfalık bir “kritik inceleme"!

Konu yeniden gündeme gelince, kısa bir not düşmek istedim. Kitabın yeni basımı, yaklaşık 2.000 sayfalık bir “kritik inceleme” (kritische Edition). Yani, gerek Hitler’in hayat hikayesi ve kişisel görüşleri, gerekse Nasyonal Sosyalizmin dayandığı temelleri eleştiren, eksik ve yalan yönlerini açıklayan bir çalışma. Orijinal kitap yaklaşık, 800 sayfa iken, bu eser 2 ciltten oluşan neredeyse, 2.000 sayfalık akademik bir çalışma. (Ayrıca, ansiklopedi ölçülerinde olduğunu da gözönüne alırsak, çok daha kalın bir çalışma!)


Orijinal kitap hem bir propaganda unsuru, hem de Hitler’in iktidara geldikten sonra, izleceği iç ve dış politika programını anlatan bir eserdir. (Yahudileri nasıl katledeceğini, Fransa ve Sovyetler Birliği’ne saldıracağını anlattığı bölümler var.)


Bu yeni çalışmada, özellikle orijinal kitabın propaganda kısmında ve Nasyonal Sosyalizmin dayandığı “ari ırk” saçmalığı (pardon, felsefesi!) bağlamında ortaya atılan iddialar çürütülüyor. Kısacası, kitabı alanlar, Neonazi veya sempatizanı değil, ağırlıklı olarak, tarih meraklıları. (Zaten, 2.000 sayfalık bir kitabı okuyabilen insan, Neonazi olmaz!)


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:
Kavgam

3 Ocak 2017 Salı

Almanya'da geçen sene piyasaya sunulan "Kavgam" kitabının yeni baskısı...

Meraklılarına not: Piyasaya sunuluşundan bugüne kadar geçen 1 yıl içinde, toplam olarak 85.000 adet satılmış.


Kitabı hazırlayan Tarih Enstitüsü başkanına göre, "Bu satış rakamları beklenenin çok üstünde!"

(Kişisel tecrübem: Çok daha düşük bir talep beklediklerini, kitabı ancak 4. baskısında bulabilince, ben de anladım. Diğer taraftan, 80.000.000 bir nüfusta ve Dünya'nın en çok kitap okunan toplumlarından birinde, bu rakam komik!)

Daha önce, kitabın yeni baskısı hakkında bilgi vermiştik:
Adolf-hitlerin-kitab-mein-kampf-kavgam.html

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:
Kavgam

23 Aralık 2016 Cuma

Günün sözü Hermann Göring'e ait!

2. Dünya Savaşı sonunda ve sonrasında, Alman milletinin „Führer“‘i Adolf Hitler hakkında , çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. 

Savaş boyunca, cephede ve/veya Genelkurmay’da onun emrinde görev yapmış bir çok general, anılarını yazarken, bazı konularda haklı, ama bazı durumlarda da, hem kendilerini  hem de Alman ordusunun itibarını kurtarmak için Hitler’i ve onun verdiği kararları suçlamışlardır. 

Örneğin, „eski dostu“ Hermann Göring’in, savaş sonunda söylediği şu söz çok ünlüdür. 

„Savaş boyunca Müttefiklerin en büyük destekçisi Hitler olmuştur!“ (Kesselring’in „2. Dünya Savaşı’na dair düşünceler“ kitabı, sayfa 36)

24 Haziran 2016 Cuma

Günün kitabı: Hitler'in İkinci Kitabı / Hitler

Bugün, tanıtacağım kitap, çok ünlü başka bir kitabın gölgesinde kalmıştır. "Mein Kampf" (Kavgam) eserinin yazarı Hitler tarafından yazılan, "Hitler'in ikinci kitabı", bugün bloğumuzun misafiri.

Kitap Haziran 2016 tarihinde piyasaya sunulmuş. Ben, Eylül ayı başlarında aldığıma göre, çok yeni bir yayın.

Orijinal ismi, "Zweites Buch von Hitler" (Hitler'in ikinci kitabı) olan kitap, aslında dilimize, ilk olarak 1970 yılında, İlhami Kaya tarafından tercüme edilmiş ve Altay Yayınevi tarafından okuyuculara sunulmuş.

Tercümanın, bu baskısına yazdığı önsözde belirttiği gibi, çıkan ilk kitabın kapağında yer alan, büyük bir gamalı haç ve Adolf Hitler imzası, o günlerin karışık ortamında (12 Mart dönemi) kitabın çok kısa bir süre içerisinde, toplatılmasına yol açmış.

Kitabın ikinci basımı, 2002 yılında, Mavi nokta Yayıncılık tarafından gerçekleştirilmiş.

Benim ilgimi çeken, tercüman sayın İlhami Kaya'nın, birinci ve üçüncü baskılara yazdığı iki önsözü kitabın başında okuma imkanına sahip olmamız. Kullandığı üslubun, zaman içerisinde nasıl farklılaştığını ve tercümanın, yeni nesillerin anlamalarını kolaylaştıracak yeni bir dil kullanmaya, nasıl özen gösterdiğini fark ediyorsunuz. Tahmin edilebileceği gibi, 46 yıl önce dilimize tercüme edilen kitap, bu yeni baskısı için, tekrardan gözden geçirilerek, kullanılan dil güncelleştirilmemiş.


Kitabın alt başlığı dikkatimi cezbetti: "1928 yılından bir vesika" Orijinal metnin hikayesini bilince, bu alt başlık daha anlamlı bir hale geliyor.

1928 yılında, Hitler tarafından dikte edilerek, daktilo ile yazılmış olan bu belgenin orijinali, 824 sayfadan oluşuyor. Üzerinde düzeltmeler yapılmış olmasına rağmen, hiç bir zaman basılmamış ve savaşın sonuna kadar bir kasada saklanmış. 1945 Mayıs ayında, keşfedilip, İngilizlere bir kopyası verilen metnin orijinali A.B.D.'de saklanmış.

Uzun süre, orijinalliğinden şüphe edilen eserin, Hitler'e ait olduğu, yine ona ait başka bir eserde bahsedildiği keşfedilince, kesinleşmiş ve İngilizce'ye tercümesine ve basımına izin verilmiştir.

Kitabın "İçindekiler":

-3 ayrı "Önsöz"
-Giriş
-1. bölüm: Hayat mücadelesi
-2. bölüm: Politika meselesi
-3. bölüm: Askeri kuvvetin lüzumu
-4. bölüm: Hudut-İktisat-Panavrupa
-5. bölüm: Irk, savaş ve hakimiyet
-6. bölüm: Dış politika hakkında tenkit ve teklifler
-7. bölüm: NSDAP'nın politikası
-8. bölüm: Almanya'nın siyasi durumu
-9. bölüm: Almanya'nın dış politikasının esasları
-10. bölüm: Dış politika hedefleri
-11. bölüm: Almanya ve İngiltere
-12. bölüm: Almanya ve İtalya
-13. bölüm: Güney Tirol meselesi
-İlave

Kitap toplamda, 368 sayfadan oluşuyor. Benim alış fiyatım 23.- TL.

Kafalar fazla karışmasın diye, şunu özellikle vurgulamak isterim. Bu eserin orijinalinde, Hitler tarafından yazılan önsözde, kendisi, bu eserini, "Kavgam'ın 2. cildi" olarak isimlendiriyor.

Genel hatlarıyla, Almanya'nın ve Alman milletinin "geleceğini" tanımlayan ve "hak ettikleri" bu konuma nasıl ulaşabileceklerini anlattığı bir eser. Doğal olarak, "düşmanlarla sarılmış" bir milletin, savaşarak kaybettiklerini ele geçirebileceğini vurgulayarak, barış döneminde izlenmesi gereken dış politikaya ağırlık vermiştir.

Bu arada, sözünü ettiğimiz üçüncü eser, "Masa Sohbetleri" adı verilen, orijinali Prof. Gerhard Ritter tarafından derlenmiş ve 1951 yılında, Athöneum Yayınevince basılmış, bir kitaptır. (Orijinali, "Tischgespräche im Führerhauptquartier 1941-1942" Picker, Henry ve Gerhard Ritter /1951).Adından da anlaşılacağı gibi, Hitler'in akşam yemeklerinde, yaptığı konuşmaların derlenmesinden oluşan bir eserdir.
"Table Talk" adı altında, İnternette bulunabilirsiniz.
Hitler's TableTalk.pdf
İlgilenenenlere, fazlasıyla Hitler...

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:
Kavgam

25 Mayıs 2016 Çarşamba

1940 Batı / Fransa seferinde ki, "Dur!" emri!

İngiliz tarihçi Sir İan Kershaw'a göre, 1940 Mayıs Batı seferinde, Hitler'in verdiği "Dur!" emri, sadece İngiliz ordusunu değil, Winston Churchil'in politik kariyerini de kurtarmış. Sör'e göre, (Adamın ünvanını yazmazsak, ayıp olur!) eğer, BEF (British Expeditionary Force / Britanya Seferi Kuvveti) imha edilmiş olsaydı, çok büyük ihtimalle, Churchill görevden alınacaktı.

Yani, Hitler, hem İngiliz ordusunu, hem de en büyük düşmanlarından birisini kurtarmış. (Baş düşmanını değil!)

Alman askeri tarihçi (subay) Karl-Heinz-Freser'e göre, Hitler, ne tank tümenlerini korumak istiyordu; ne de İngiltere'nin bir barış teklifinde bulunmasına imkan vermek istiyordu.


Tek amacı, seferin başından beri kaybettiği (özellikle Guderian ve Rommel yüzünden) kontrolü, tekrardan ele geçirmekti.

Sedan alındıktan sonra, verdiği ilk "Dur!" emri, çoğu kimse tarafından bilinmez. Ama, başta Guderian olmak üzere, onun sağ kanadını korumakla yükümlü Rommel'le birlikte, cephede bulunan, Alman generaller, verilen emri kulak arkası etmişlerdir.


Hitler gibi, kontrol hastası bir diktatör, bunu asla affetmez. Generallerin şansı, harekâtın başarılı bir biçimde devam etmesidir. Ancak, son aşamaya gelindiğinde, Hitler, masaya vurarak, son sözün kendisinde olduğunu hatırlatmak için, Dunkerque önlerinde ki Alman kuvvetlerini durdurmuştur.



2 (Bazı kaynaklara göre 3 gün!) gün boyunca, Berlin'de ki Genelkurmay'da yapılan tartışmalar sonunda, Hitler, verdiği emrin yanlışlığını anlayarak, geri çekmiştir. Ancak, atı alan da, Kanalı geçmiştir.

Not: Bazı kaynaklara göre de, emri vermesini Kluge ile Rundstedt, tavsiye etmişlerdir.



2 Ocak 2016 Cumartesi

Adolf Hitler'in kitabı "Mein Kampf- Kavgam" 70 yıl sonra ilk kez önümüzdeki hafta Almanya'da satılmaya başlanacak.

BBC Türkçe sayfasından meraklılarına müjde:

Adolf Hitler'in kitabı "Mein Kampf- Kavgam" 70 yıl sonra ilk kez önümüzdeki hafta Almanya'da satılmaya başlanacak.
Hitler'in Nazi ideolojisinin çerçevesini çizdiği kitabın satışı, telif haklarını elinde bulunduran Bavyera eyaleti hükümeti tarafından yasaklanmıştı.
Telif hakkının süresi dolarken, Münih'teki Çağdaş Tarih Enstitüsü gelecek hafta yeni bir baskı yapacağını duyurdu.

Kitabın açıklamalı versiyonunun Almanya dışında birçok ülkede basılması bekleniyor.
Yeni baskıdaki binlerce akademik dipnot kitabın ne kadar tutarsız olduğu ve kötü yazıldığını göstermeyi amaçlayacak.
Tarihçiler Kavgam'ın bilim insanlarının Nazi dönemindeki Yahudi Soykırımı'nın nasıl yaşandığının anlamasına yardımcı olacağını söylüyor.


Birçok Yahudu örgütü de kitabın bu versiyonunun basılmasını memnuniyetle karşılıyor.

Kavgam ilk olarak 1925'te, Hitler iktidara gelmeden sekiz yıl önce basılmıştı.
Nazi Almanya’sı 1945'te yenildiğinde müttefik güçler kitabın telif haklarını Bavyera hükümetine vermişti.
Kitap savaş sırasında milyonlarca kopya basılmış ve kolayca bulunabilir olsa da Bavyera hükümeti yeniden basılmasını yasaklamıştı.
Alman yasalarında telif haklarının süresi 70 yıl ve artık yayıncılar kitabı ücret ödemeden basabilecek.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:
Kavgam

14 Kasım 2015 Cumartesi

Hitler'in kitabı "Kavgam" üzerine bir köşe yazısı...

Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı, Celal Üster'in bugünkü makalesi, Adolf Hitler'in kitabı "Kavgam"'ın yeniden basılması hakkında...

"Hitler’in ‘Kavgam’ kitabının telif hakları son bulurken, yayımlanıp yayımlanmaması konusunda tartışma hararetleniyor Almanya, 1945. Müttefik Kuvvetleri ülkeye girerken, ürküye kapılan on binlerce Alman “Kavgam”larını toprağa gömüyordu.
Almanya, 2015. “Kavgam”ları çoktan toprak altından çıkarmış olan Neo-Naziler, Hitler’in “lanetli” kitabını, Ortadoğu ve Doğu’nun savaşı ve kıyımından, yoksulluğu ve yobazlığından göç eden sığınmacıların suratlarına sallıyorlar.
Ama Hitler’in Birahane Darbesi diye bilinen girişiminden ötürü tutuklandıktan sonra, Landsberg Cezaevi’nde hapis yatarken (1925-27) yazdığı “Kavgam”ın bugünlerde yeniden gündeme gelmesinin bir başka nedeni daha var.
Hitler’in 30 Nisan 1945’te Eva Braun’la birlikte intihar edişinin üstünden 70 yıl geçti. Demek, kitabın 70 yıldır Bavyera eyaleti yönetiminin elinde bulunan telif haklarının geçerliliği bu yılın sonunda kalkıyor.

Tartışma yeni değil
Şimdilerde, Almanya başta olmak üzere kimi ülkelerde hâlâ yasak olan “Kavgam” serbestçe yayımlansın mı, yoksa sonsuza dek yasaklı mı kalsın diye tartışılıyor.
Aslında bu tartışma yeni sayılmaz. Hatta ben de tam 14 yıl önce bu tartışmaya kıyısından katılmış, Radikal Kitap’ta bir yazı yazmış; bu yılın martında da Cumhuriyet Kitap’ta görüşümü genişleterek yinelemiştim.
Bilmem, bilinen sözleri yinelemeye gerek var mı?
İnsanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerini gerçekten savunmanın yolu, en karşı olduğun düşüncelerin bile serbestçe dile getirilebilmesini savunmaktan geçmez mi?
O yüzden, tüm kitaplar gibi “Kavgam”ın da yasaklanmamasından yanayım kuşkusuz.
Ama burada hemen vurgulamam gerekiyor ki, 1989’da İranlı molların hakkında ölüm fetvası çıkardıkları Salman Rushdie’nin “Şeytan Âyetleri” romanı üstündeki gizli-açık yasağın da kalkmasından yanayım.
Hoşgörüsüzlük de başlı başına şiddetin, terörün bir biçimi değil mi?
Kavgam”a dönersek…
Anlaşılan, 2015 başında sayısız yayınevi “Küçük Prens”e nasıl “hücum” ettiyse, 2016 başında da pek çok yayınevi “Kavgam”ı yayımlamaya girişecek.
Kaldı ki, internetin karşı konulmaz gücünü unutmayalım. “Kavgam”ın özgün metnine web’de ulaşmak mümkün. Neo- Nazi sitelerinde ise “Kavgam”dan geçilmiyor.

Eleştirel basım
İlginç bir nokta da, “Kavgam”ın İngiltere’deki yayıncısı Hutchinson’ın Random House tarafından, Random House’un da dev Alman şirketi Bertelsmann tarafından satın alınmış olması. Bu da küreselleşmenin dayanılmaz ironisini getiriyor beraberinde. Almanya’da basılması ve satılması yasak olan “Kavgam”, İngiltere’de bir Alman şirketince yayımlanıyor.
Almanya’daki Çağdaş Tarih Enstitüsü ise konuya farklı bir yaklaşım getiriyor. Enstitü, 2016’nın ocak ayında, “Kavgam”ın eleştirel yorumlar eşliğinde hazırlanmış yeni bir basımını yapacak. Aslı 7 yüz sayfa olan kitabın yeni basımı, eleştirel yorumlarla birlikte 2 bin sayfayı bulacak.
Evet, önümüzdeki yılın ilk günlerinde “Kavgam” kavgası belli ki daha da hararetlenecek.
Benim “kavgam” ise hep yasaklara karşı sürüp gidecek…"

24 Haziran 2015 Çarşamba

Barbarossa Harekatı ve "pre-emptive strike" kavramı / Bölüm-2!

Biraz gecikmeyle, "pre-emptive strike" / Suvorov'un kıitabı "Buzkıran" yazımızın ikinci kısmı...



Kitapta savunulan tezlerden genel hatlarıyla burada bahsedersek:

-Stalin'in Avrupa'da bir savaşın başlamasını kışkırtmıştır.

Stalin’in, “komünizmi” yayabilmek amacıyla, Batı ve Orta Avrupa’da ki “emperyalist” güçlerin, birbiri ile savaşmasını istediği bilinen bir sır. Bu amaçla, her türlü provokasyon ve kışkırtmayı yaptığı da bir gerçek.

Ama, bu kışkırtmayı yapan sadece kendisi değil. Hitler ve Mussolini başta olmak üzere, 1. Dünya Savaşı’nın mağlupları, zaten rövanş isteği ile yanıp tutuşuyorlar ve ekonomik/askeri her türlü hazırlığı yapıyorlar.



-Stalin’in Hitler'i savaşa zorlayacak politikalar izlemiştir.
Hitler’i bir savaş başlatması için kışkırtmaya hiç gerek yok. O, zaten savaşa gitmek için önceden planladığı bir yolda adım adım ilerliyordu.

-Stalin, Batı ve Orta Avrupa’da ki “emperyalist” güçlerin, birbiri ile savaşmasının ardından Avrupa'yı istila etmek için hızla silahlandı. Uzun vadede, Sovyet diktatörün böyle planları olduğu kaynaklarla kanıtlandı. Ancak, 1930’lu yıllarda, bir çok ülke yeni bir savaş beklentisi içindeydi ve silahlanma yarışının bir parçasıydı. Bu gerçek, sadece Stalin’e ve S.S.C.B.’ne özgü değildi.

Yukarıda sözü edilen tezleri kanıtlamak için, Suvorow değişik “kanıtlar” öne sürer.

-S.S.C.B.’nin sahip olduğu askeri teknolojisinin -iddia edilenin tersine-, II. Dünya Savaşı öncesinde zayıf değil, güçlü olduğunu savunur.

-Stalin döneminde planlanan ve geliştirilen askeri teknolojinin tümüyle saldırı amaçlı olduğunu, buna paralel olarak savunma amaçlı teknolojilerin ihmal edildiğini vurgular.

-Barbarossa Harekatı'nın hemen öncesinde, Kızıl Ordu'nun, Almanya'ya taarruz planı doğrultusunda batı sınırlarında yığınak yaptığını yazar. Olası bir Alman saldırısını beklemeyen ve taarruz amaçlı konuşlanmış olan Kızıl Ordu’nun, bundan dolayı, Alman taarruzunun ilk haftalarında çok büyük askeri kayıplara uğradığını iddia eder.

2. Dünya Savaşı esnasında, Sovyetler'in Nazi Almanya'sına saldırı hazırlığı içinde olduklarını daha önce General Pyotr Grigorenko ileri sürmüştü. Çok sayıda Kızıl Ordu birliğinin Białystok bölgesinin batısında, işgal edilmiş olan Polonya topraklarında, konuşlandırıldığını vurgulayan Grigorenko, bunun ileride Nazi Almanya’sına sürpriz bir saldırı amaçlı olduğunu iddia etmiştir. Bu konumları sonucunda, Barbarossa Harekatı’nın başında, tüm bu birlikler, Alman orduları tarafından çok hızlı bir biçimde kuşatılmışlardır.

Suvorow “Buzkıran” isimli eserinde bu tezi daha ayrıntılı kaynaklar ve iddialarla desteklemektedir.
Bu konuda ki diğer yazılar:
ViktorSuvorov

9 Haziran 2015 Salı

Barbarossa Harekatı ve "pre-emptive strike" kavramı!

1990’lardan başlayarak, 2000’li yılların ilk on yılını kapsayan dönemde, tarihçiler ve özellikle “savaş tarihçileri” arasında “Nazi Almanya”’sının 22 Haziran 1941 tarihinde başlattığı saldırının bir “pre-emptive strike” niteliği taşıyıp taşımadığı geniş kapsamlı bir tartışma yaşanmıştır.
 
Öncelikle, doğal olarak, “pre-emptive strike” kavramının ne anlama geldiğini açıklamak gerekir.
Türkçeye, “önleyici saldırı” veya “engelleyici vuruş/hamle” şeklinde tercüme edilebilir. Tercüme konusunda çalışma yapan ve yapmakta olan herkes, hem “kelimesi kelimesine” tercümesinin ne kadar zor olduğunu bilir; hem de ne dereceye kadar doğru olduğunu sürekli bir tartışma konusudur. Bundan dolayı, zaten “askeri tarih” konusunda oldukça zayıf olan dilimizde daha fazla yorum yapmadan, konuya girmek istiyorum.
 
Söz konusu tartışmayı başlatan kitap, Viktor Suworow’un dilimize de çevrilen, “Buzkıran” isimli eseridir. Gerçek ismi, Vladimir Bogdanovich Rezun olan, yazar, 1947 doğumlu bir Sovyet Askeri İstihbarat (GRU) subayıdır. Eğitimi ve kariyeri:
 
1958-1965 Harp Okulu ve

1965-1968 Kiev Askeri Yüksek Okulunda eğitim gördü.
1970-1971 yıllarında Volga bölgesi Askeri Bölge Karargahı'nın istihbarat bölümünde ve Spetsnaz’da  (Özel Harekat Gücü) görev yaptı.
1971-1974 askerî-diplomasi eğitimi aldı.
1974-78 yılları arasında GRU ajanı bir diplomat olarak, çalıştı.
10 Haziran 1978 tarihinde Cenevre’de görevli iken, Batı'ya iltica etti.

O zamandan beri, istihbarat analisti, öğretim görevlisi ve yazar olarak çalışmaktadır. Batı'ya iltica ettikten sonra ki yaşantısında ve yayımladığı kitaplarda “Viktor Suworow” takma adını kullanmaya başladı. Kendisine bu takma adı seçerken, ünlü Çarlık zamanı mareşali Alexander Wassiljewitsch Suworow’dan yola çıktığı öne sürülür. ( Bu iddia, Rudolf Augstein tarafından ortaya atılmıştır.)

Aslında, Suworow, 1985 yılından beri, Sovyet askeri tarihi üzerine çok sayıda kitap yazmaktadır. Kişisel biyografisi göz önüne alınırsa, Sovyet ordusu, Sovyet Gizli Servisi ve Spetznaz gibi özel askeri birimler hakkında makaleler yazması çok doğaldır. Önceleri, bu konularda makaleler yazmış, 1989 yılında yayınladığı “Buzkıran” isimli kitabı ile bir an da ün kazanmıştır. (En azından, tarih ve askeri tarih yazımı açısından!)

Vurgulanması gereken önemli noktalardan birisi, kitabın ilk baskısının “Almanca” olmasıdır. Yayıncılık dünyasında “uluslararası dil” olarak kabul edilen İngilizce yerine, ilk kitabını, İngiltere’de yaşarken, Almanca yazmıştır. 1990 yılında İngilizce,  1992’de Rusça’ya tercüme edilmiştir.

1995 yılında “Gün: M” ve 2000 yılında “Stalin’in engellenen sürpriz saldırısı” isimli kitapları aynı konuyu irdeleyen diğer eserleridir. Bu iki kitapta, perestroyka sonrasında yayınlanan, bazı üst düzey Sovyet askeri komutanların biyografilerine dayanarak, aynı tezi savunmuş; ancak yeteri kadar taraftar ve beğeni toplayamamıştır.

Askeri tarih yazımı açısından ilginç bir tartışma başlatan kitabında, Suworow, ana hatlarıyla şu fikri savunur: Stalin 1941 yazında, Nazi Almanyası’na saldırmak üzereyken, Hitler başlattığı “Barbarossa Harekatı” ile onun bu planlarını yerle bir etmiştir. Bu varsayımdan yola çıkarak, Hitler’in saldırısının, bir “İşgal harekatı” değil, “Düşman saldırısını önleyici bir hamle” olduğunu savunur.


Tartışmanın ağırlıklı olarak Alman ve Rus tarihçilerin katılımı ile gerçekleşmesi çok doğal. Ama daha ilginç olanı, 1990’lı yılların başında, 2. Dünya Savaşı’na katılmış çok sayıda Alman askerinin farklı gazetelere yolladıkları mektuplarla, tartıimaya yaptıkları katkılar. O tarihlerde, Internet daha yaygınlaşmadığından bugün maalesef bu yazılara ulaşamıyoruz.

Gerek Alman gerekse Rus tarihçiler arasında Suworow’un tezini kabul edenler olduğu kadar, red edenler de oldu. Tarihçilerin sosyo/politik görüşlerinin, hatta bazılarının sahip olduğu ideolojik yaklaşımlarının, tezi değerlendirirken ağırlıklı rol oynadığı tartışılmaz bir gerçek.

Aşırı sağdan, “ortanın sağı” olarak nitelendirebileceğimiz bir kesime dahil olan Almanlar Suworow’un tezini savunurken, kendi ülkelerinde aynı eğilime sahip olan Ruslar’ın tezi reddetmesi, “resmin bütününde” neredeyse komik bir görüntü oluşturuyor. (Devamı var...)
Bu konuda ki diğer yazılar:
ViktorSuvorov

23 Mart 2015 Pazartesi

Günün kitabı: "Hitler'in masa sohbetleri"

Bugün tanıtmak istediğim kitap, "Hitler'in Sofra Sohbetleri" başlığını taşıyor.

Hitlerin akşam yemeği sohbetleri, iki görevli tarafından not alınıyor. Hitlerin yardımcısı Martin Bormann'ın talimatıyla başlanan kayıt tutma işi, ilkin Bormann'ın adamları arasında yer alan avukat Heinrich Heim tarafından yapılıyor. Ancak bir süre sonra, görev onun yardımcılarından Dr. Henry Picker'e geçiyor.
Her ikisi de Nazi partisinin bağlı simaları olan Heim ve Picker'in notları bizzat Martin Bormann tarafından gözden geçirilip, Bormann'ların Avusturya'da ki evlerine Bayan Bormann'a yollanıyor. Burada bir kopyası kalan notların, bir kopyası da Münih'teki Parti arşivine gidiyor.


Münih arşivinde ki kopya, savaşın sonundaki yıkımdan kurtulamıyor. Fakat Bayan Bormann, elindeki kopyayı kaçırmayı başarıyor. Notlar, maceralı bir yolculuğun ardından, Hitler'e ait her şeyi toplama merakıyla ünlü, İsviçreli bir işadamı olan François Genoud'ya ulaşıyor. François Genoud'nun elindeki orijinal notlar, 1953 yılında ilkin İngilizce olarak yayınlanıyor.

Almanca başlığı "Dr.Henry Picker: Hitlers Tischgespräche im Führerhauptquartier 1941- 42" olan kitap, Alman Tarih Enstitüsü (das Deutsche Institut für Geschichte der nationalsozialistischen Zeit) tarafından Freiburg Üniversitesi'nde görevli Prof. Gerhard Ritter'in editörlüğünde 1951 yılında, Athenäum Yayınevi tarafından piyasaya verilmiştir.

25 Ocak 2015 Pazar

Günün kitabı: "Hitler üzerine Notlar - bir despotun patolojik dünyasi" / Sebastian Haffner

Aytunç Altındal'ın kitabından alıntılar üzerine düşünürken, ünlü Alman tarihcisi Sebastian Haffner’in "Hitler üzerine Notlar - „bir despotun patolojik dünyasi“ isimli kitabına rastladığımı yazmıştım.

Bu bağlamda, söz konusu kitap hakkında biraz dah bilgi vermek istedim.

1978 yılında Kindler Verlag GmbH tarafından, Münih’de basılan bu kitap, 2001 yılında, Nihat Tezeren tarafından tercüme edilip, Gendas A.S. tarafından, ülkemizde piyasaya sürülmüş.

Almanca forumlarda, kitap hakkında oldukca iyi yorumlarda bulunulmuş ve kitabın kolay okunulur ve anlaşılır (ikisi, her zaman birbirine paralel gitmiyor!) olduğu yazıyor.

212 sayfalik kitabında, Haffner, Hitler’in tüm hayatını, çok başarılı bir biçimde, adeta sürükleyici bir macera romanı gibi ve bence, yerinde analizlerle okuyucuya sunmuş.

25 Eylül 2014 Perşembe

Aytunç Altındal ve Bilinmeyen Hitler

Bugün, son bir kaç haftadır elimden düşüremediğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
"Bilinmeyen Hitler" başlığını taşıyan kitabın yazarı, Aytunç Altındal. Alfa Yayınları tarafından ilk baskısı Aralık 2002 yılında yapılan kitabın ,elimde ki 14. baskısı, Ekim 2006 tarihinde piyasaya verilmiş.

Kitap üç bölümden oluşuyor.

1. Bölüm Büyükannenin günahı
2. Bölüm Bay Kurt
3. Bölüm Esrarengiz Baron

Her bölüm kendi içinde 4 alt bölüme ayrılmış.

Toplam 251 sayfa

Alışılagelmiş 5 sayfalık bir „Önsöz“ kısmının yanında, bir de 9. baskı için yazılmış 4 sayfalık bir „Önsöz“ / „Açıklamalar“ bölümü var.

Bunun 27 sayfası, içinde ilginç fotoğraflar ve belge fotokopileri olan, „Ekler“ kısmına ayrılmış.

Kaynaklar bölümünde 9,5 sayfalık uzun bir liste var.

Yazarın kendisi ve diğer yayınları ile ilgilenenler için, kendi resmi web sitesinin adresi:
http://aytuncaltindal.com/

Kitabı ismini gören ve 2. Dünya Savaşı ile ilgilenen herkesin ilk tepkisi doğal olarak;

„Bunca sene sonra, Hitler’in bilinmeyen bir tarafımı kaldı?“ oluyor.

Bu doğal tepkiyi bende gösterdim.

İşin ilginç yanı, yazar, daha kitabın ilk sayfasında ve ilk cümlesinde bu tepkiye değinmiş.

Biraz değiştirilmiş olarak:

„İstatistiklere göre, İsa Peygamberden sonra, hakkında en çok kitap yazılan kişi, Adolf Hitler!“

Konuyu biraz ilginç hale getirmek için bir soru:
Hitler hakkında, bugüne kadar yaklaşık olarak kaç kitap yazıldı?
a-1000
b-5000
c-10000
d-25000
e-50000

Ama, konuyla ilgilennelerin bile gözünden kaçırdığı nokta, 2. Dünya Savaşının bittiği 1945 yılından itibaren, bir çok önemli belgenin en azından 50 yıldır „ÇOK GİZLİ“ damgası altında, bazı „müttefik devletlerin“ arşivlerinde saklanmış olması ve 1995 yılından itibaren, yavaş yavaş, incelenmeye açılmış olduğudur.

Bu demek ki, 2. Dünya Savaşı hakkında tüm bilgilere, ancak son 14 senedir sahibiz.

Bu belgelerin incelenip, hakkında bazı kitapların yazılıp, basılıp, okuyuculara ulaşma aşamalarını da hesaplarsak, kabaca son 10 senedir!

Tabii ki bu, 10 sene öncesine kadar okuduğumuz tüm kitaplarda yer alan bilgilerin büyük bir kısmının yanlış olduğu anlamına gelmez.

Ancak, yeni ve önemli bilgiler, domino taşı etkisi yapabilecek bir takım niteliklere sahip olabilirler.

İşte, „Bilinmeyen Hitler“ isimli kitabı, bu gerçeği göz önüne alarak okursak, çok ilginç sorularla ve cevaplarla, bazen de, yeni sorularla karşılaşıyoruz.

Tüm kitabı, tek bir makalede özetlemek mümkün değil!

Ayrıca, kitabı okudukca, bazı iddia ve açıklamaları daha iyi anlayabilmek için, başka kitaplara el atıyorsunuz!

Not: Hitler hakkında yayınlanan kitap sayısı 50.000 adetten fazla!

16 Eylül 2014 Salı

Aytunç Altındal / soru ve cevap...

Merhaba!

Aytunç Altındal’ın kitabına kaldığımız yerden devam edelim.


Kitabın birinci bölümü, tamamiyle Hitler’in ailevi geçmişine ve kökenleri hakkında ki çarpıtılmış gerçeklerin açıklanmasına ayrılmış. (yazarın iddiasına göre..)

Ben, bu bölümü, bir müddet okumaya çalıştıktan sonra atladım; çünkü, hem şu an benim açımdan öncelik taşımıyor; hem de, bence kitabın en karmaşık, dolayısıyla en zor okunan bölümü!

Ama, zaten, yazarın kendisi de, „Önsöz“’ün 10. sayfasında „Kitabın bu ilk bölümünde o kadar karışık olaylar var ki, okur bu ilk otuz sayfada pes etmezse kitabın sonunu rahatlıkla getirebilir kanısındayım!“ diye yazmış.

Ikinci bölümün ilk üç alt bölümünde, okültizmin Nazi Almanyasında oynadığı önemli rol anlatıldıktan sonra, dördüncü alt bölümde Hitler’in nasıl olupta, Almanya ve Alman toplumun da yükseldiğine dair çok ilginç bilgiler verilmiş.

Hitler, Avusturya’lı bir gümrük memurunun oğlu olarak Dünya’ya geldi.

Yani bir Avusturya vatandaşı!

Ayrıca, 5 Şubat 1914 tarihinde, Salzburg’da yapılan askerlik muayenesinde, sağlık durumu nedeniyle, askerliğe uygun olmadığına dair rapor alıyor. (Bakınız: Josef Greiner „Hitler mitosunun sonu!“)

Pekala, nasıl oluyor da, 1. Dünya Savaşında Alman ordusunda görev yapıyor?

1.Dünya Savaşının sonunda, askeri istihbarat birimleri tarafından 'casus' olarak görevlendiriliyor?

Nasıl oluyor da, siyasi faaliyetlerde bulunuyor?

Tüm, bunlar, gerçekten elimizde, o tarihin Almanya anayasası gibi daha ayrıntılı bilgilere sahip olmayan, biz okuyucular için çok ilginç gelen sorular.

Kafamda ki, bu sorularla, kitapçılarda dolaşırken, ünlü Alman tarihcisi Sebastian Haffner’in
"Hitler üzerine Notlar - bir despotun patolojik dünyası“ isimli kitabına rastladım.

1978 yılında Kindler Verlag GmbH tarafından, Münih’de basılan bu kitap, 2001 yılında, Nihat Tezeren tarafından tercüme edilip, Gendas A.Ş. tarafından, ülkemizde piyasaya sürülmüş.

Almanca forumlarda, kitap hakkında oldukca iyi yorumlarda bulunulmuş ve kitabın kolay okunulur ve anlaşılır (ikisi, her zaman birbirine paralel gitmiyor!) olduğu yazıyor.

212 sayfalik kitabında, Haffner, Hitler’in tüm hayatını, çok başarılı bir biçimde, adeta sürükleyici bir macera romanı gibi ve bence, yerinde analizlerle okuyucuya sunmuş.

Kitaba burada, ani bir geciş yapmamın nedeni ise, Sayın Aytunç Altındal’ın kitabında ileri sürülen bazı tezlere cevap niteliği taşıyan bilgiler içermesi.

Görüşmek üzere!

26 Ağustos 2014 Salı

Günün kitabı: Buzkıran / II. Dünya Savaşı’nı kim başlattı? / Viktor Suvorov

Viktor Suvorov tarafından yazılan kitabın, orijinali 1990 yılında piyasaya sürülmüş. Dilimize çevrilip baskıya verilmesi, Eylül 2009 tarihini bulmuş. Delta Kültür yayınevi tarafından basılan kitabın, tercümesini Rusça’dan Bahram Abdurahimov yapmış.


413 sayfalık kitap, yayınlandığında, konu ile ilgilenen çevrelerde uzun ve yoğun bir tartışma başlatmıştı. Kitap kısa süre sonra İngilizce 'ye tercüme edilmiştir. Aradan fazla bir zaman geçmeden, Suvorov’un tezini reddenen birkaç Alman araştırmacının kitabının yayınlandığını hatırlıyorum.

Bu anti-“pre-emtive strike” tezini savunanların (anti-Suhorov olarak da isimlendirebileceğimiz!) yayınladığı kitaplara da başka bir yazıda değinmek gerekecek.
Bu konuda ki diğer yazılar:
ViktorSuvorov