Öne Çıkan Yayın

Günün sözü: "Fransa'ya, "Liberté, égalité, fraternité", "süvari, piyade, ve topçuluk"'dan daha az rehberlik etmiştir."

"Liberté, égalité, fraternité" özdeyişi dilimize "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" olarak çevrilebilir. Bu üçlemenin ne a...

7 Nisan 2017 Cuma

2. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sının müttefiki olarak Bulgaristan'ın oynadığı rol / Bölüm 2!

İnsanlık tarihinin en büyük trajedileri arasında yer alan 2. Dünya Savaşı'nın, göz ardı edilen unsurlardan birisi, Mihver Paktı'nda yer alan Bulgaristan'ın askeri ve politik konumudur. Yazının başında vurgulamam gereken nokta, 1908 yılında bağımsızlığını kazanarak kurulan devletin adı, 1946 yılına kadar "Bulgaristan Krallığı" olmuştur. Ama, yazıda okuması kolay olsun diye, "Bulgaristan" ismini kullanıyorum.

Konuyla ilgilenen bir çok kişi Bulgaristan'ı, coğrafi açıdan komşu oldukları Romanya ile aynı küfeye koyar. Kabataslak bir ayırım yapıldığında, Balkanlar'da yer alan ülkeler, ya, Yugoslavya, Arnavutluk ve Yunanistan gibi, Mihver kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir; ya da Romanya ve Bulgaristan gibi, politik ve askeri açıdan, onların yanında yer almıştır.

Bu Romanya örneği için geçerli olabilir; ancak, Bulgaristan'ın Nazi Almanya'sı ile olan ilişkisi daha farklı ve karmaşıktır.

2. Dünya Savaşı'na katılan ülkelerin tarihi incelenirken çoğu zaman, 1917 Sovyet Devrimi sonrasında oluşan S.S.C.B.'nin ve sosyalizm/komünizm akımının bütün diğer Avrupa 
ülkelerinde yarattığı etki ve tepkiler küçümsenir. (Bu olgunun Bulgaristan örneğinde gelişimi konuyu anlamak açısından önemlidir.)

Özellikle, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Baltık ülkeleri gibi sınırlı bir nüfusa sahip ülkeler, (Bunlarla karşılaştırıldığında dev gibi duran Yugoslavya'yı bile, sahip olduğu özel koşular nedeniyle, bu gruba dahil edebiliriz!) bir taraftan faşizm diğer taraftan komünizm akımları arasında kalmışlardır.

Sözü edilen tüm ülkelerde sosyalist akımlar doğmuş, bunları temsil eden gruplar zamanla güçlenmeye başlamışlardır. Bu gelişmeye doğal bir tepki olarak, milliyetçilik akımı da, kendisine yeni taraftarlar bulmuştur. Gerek nüfus, gerekse G.S.M.H bakımından ancak kendine yetebilen bu ülkeler, ortaya çıkan bu yeni bölünme yüzünden sosyo-politik ve ekonomik karışıklıklarla karşıya kalmışlardır.

A.B.D., İngiltere ve Fransa gibi, Dünya ekonomisine ve uluslararası politikaya hükmeden ülkeler, bu iki akım karşısında çok pasif bir rol üstlenince, giderek saldırganlaşan ve savaşın başlarında inanılmaz bir başarı ivmesi gösteren Nazi Almanya'sına katılmak, onlar için, neredeyse kaçınılmaz bir seçenek olarak görülmüştür. Savaş sonrası tarih yazımında özelikle fazla ön plana çıkartılmaz ama, 1930'ların Avrupa'sında, Fransa ve İngiltere gibi, savaşta Almanya'nın en büyük düşmanları olan ülkelerde bile, faşizm hareketi çok sayıda taraftar toplamıştı.

Hitler'in iktidara geldiği ve Nazilerin önlemez yükselişinin başladığı 1933 yılından itibaren, yukarıda sayılan ülkeler arasından, Nazi Almanyası veya Sovyet işgaline uğramayan, Romanya, Macaristan ve Slovakya farklı tarihlerde Mihver devletleri arasına katılmışlardır. Bunlara en son katılan Bulgaristan olmuştur.

1 Mart 1941 tarihinde imzalanan bu antlaşmanın Bulgaristan için cezbedici tarafı, 2. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında kaybettiği toprakları geri alma vaatleriydi. Konunun ele alındığı ilk yazıda belirttiğimiz gibi, 7 Eylül 1940 tarihinde imzalanan Craiova antlaşması ile Romanya, yukarıda sözü edilen antlaşmalardan birisi ile Bulgaristan aldığı Dobruca bölgesinin güneyini geri vermek zorunda kalmıştır.

  
Kral III. Boris, 2. Dünya Savaşı'nın başlangıcından beri, ilk yazıda bahsettiğimiz Rus ve Alman yanlıları arasında ki dengeyi bozmamak için, "tarafsız" kalma yönünde ağırlığını koymuştur. Ancak, Almanya'nın desteğiyle (hatta  Romanya'yı zorlamasıyla) imzalanan Craiova antlaşması sayesinde Bulgaristan'ın yüzölçümünü savaşmadan arttırmış olması, ülke içinde, "Büyük Bulgaristan" taraftarlarının ve faşistlerin elini güçlendirmiştir. Bu akımların etkisini arttıran diğer adım, dolaylı olarak Mussolini'den gelir.

Akdeniz'i yeniden bir "Mare Nostrum" yapma hayali gören, İtalyan diktatör Yunanistan'ı işgale kalkar. Arnavutluk'u işgal etmiş olan İtalyan kuvvetlerinin Yunanistan'a saldırması sonucunda ortaya çıkan bu yeni savaşta aldığı yenilgiler ve İngiltere'nin Yunanistan'a gönderdiği askeri birlikler, Hitler'in 1941 yılı için yaptığı planlarda değişikliğe neden olur.

Hitler, Mayıs 1941 ortalarında planlanan Sovyet saldırısı öncesinde, güney kanadını ve özellikle Romanya'da ki petrol üretim tesislerini (Yunanistan'a yerleştirilen RAF bombardıman uçaklarının menziline girdiğinden dolayı!) güvenceye almak için, Yunanistan'ı işgal etmeye karar vermiştir. Coğrafi açıdan, Yugoslavya ve Bulgaristan böyle bir işgal için, 2 anahtar ülke konumundadır. (Yugoslavya hükümeti ile bir anlaşma imzalanır. Ancak, Sırplardan oluşan Müttefik yanlısı bir subay grubunun komuta ettiği askeri darbe sonucu hükümet yıkılır. Kurulan yeni hükümet Almanya ile yapılan anlaşmayı iptal edince, askeri açıdan, Yugoslavya'nın da işgali zorunlu hale gelir.)

"Büyük Bulgaristan" hayali gören Bulgarlar için, Yugoslavya ve Yunanistan'ın işgaline katılmak, kaçırılmaması gereken bir fırsattır. 2. Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı'nda Bulgar kökenlilerin bu iki ülkede yaşadıkları bölgeleri, özellikle Batı Trakya ve Makedonya, tekrardan ele geçirmek hayaliyle, krala baskı yaparlar. İç ve dış politika açısından her türlü manevra alanında yoksun kalan III. Boris'in onayıyla, Bulgaristan 1 Mart 1941 tarihinde Mihver paktına katılır. (Şunu da unutmayalım, 23 Ağustos 1939 yılında imzalanan Sovyet-Alman saldırmazlık antlaşması, Bulgaristan içinde ki Alman karşıtlarının elini kolunu bağlayan başka bir neden olmuştur!) Alman birliklerinin, planlanan Yugoslavya ve Yunanistan saldırısı için, her iki ülkeye komşu olan Bulgaristan sınırları boyunca mevzilenmelerine izin verilir.
Gelelim kral III. Boris'in, savaşın geri kalan kısmında Bulgaristan'ın, en azından aktif olarak savaş dışı kalma konusunda ki çabalarına:

-Mihver Paktına katılmasına rağmen, Yugoslavya ve Yunanistan'a saldırıya hiç bir Bulgar birliğini göndermemiştir. Ancak, her 2 ülke teslim olduktan sonra, Bulgar ordusu, Bulgar kökenlilerin ağırlıklı olarak yaşadıkları Makedonya ve Batı Trakya topraklarını işgal etmişlerdir. (Bu birlikler, ağırlıklı olarak 1942 yılının ortalarından itibaren, özellikle demiryollarına ve askeri garnizonlara saldıran komünist gerillalarla çatışmışlardır.)  
(Not: İşgalle birlikte, bu toprakları "Bulgarlaştırma" amacıyla sürgün, toprak ve mallara el koyma, Bulgarca dışında ki dilleri konuşmayı yasaklama gibi bir çok uygulama başlatılmıştır. Bu uygulamaların sertliği Eylül 1941 tarihinde Drama Ayaklanmasına yol açmış ve binlerce Yunanlının hayatına mal olmuştur. Sırf bu ayaklanma bile ayrı bir yazı konusudur.)

-22 Haziran 1941 tarihinde Nazi Almanya'sının başlattığı Sovyetler Birliği'ne saldırıya hiç bir Bulgar birliği göndermediği gibi, Sovyetler Birliği'ne savaş bile ilan etmemiştir. (Sadece, Bulgar donanmasına ait torpido bot benzeri teknelerle Sovyet donanmasına ait gemiler arasında küçük ölçekli çatışmalar yaşanmıştır.)

-Bulgaristan sınırları içerisinde yaşayan Bulgar Yahudilerinin çalışma kamplarına gönderilmesine izin vermeyerek, Hitler ve SS'lerin işlediği insanlık suçuna ortak olmamıştır.

1943 yılının Ağustos ayında Berlin'e yaptığı ziyarette Hitler'in, Doğu Cephesinde ki savaşa katılma konusunda kendisine yaptığı baskıya rağmen duruşunu değiştirmemiştir. (Bu görüşme ile ilgili olarak hiç bir yazılı kayıt yoktur.) Berlin'den dönüşünden hemen sonra, aniden ölmüştür. Bu durum, Almanlar tarafından zehirlendiği iddialarının ortaya atılmasına neden olmuştur.

Ölümünden sonra, yerine sembolik olarak 6 yaşında ki oğlu II. Simeon geçmiştir. Savaşın Mihver Paktının aleyhine gelişmesi sonucunda, Bulgaristan 23 Ağustos 1944 tarihinde taraf değiştirmiş ve Sovyet ordusu yanında Alman ve Macar ordularına karşı savaşa katılmıştır.

Her ne kadar yazının ana konusu Bulgar kralı III. Boris olsa da, o dönemin iç ve dış politikasına değinmeden, onu değerlendirmek mümkün olmadığından, geniş kapsamlı bir yazı oldu. Uzun lafın kısası, III. Boris, daima kendi ülkesini ön planda tutarak, Bulgaristan'ı mümkün olduğu kadar savaş dışında tutmaya çalışmıştır.

Mihver Paktının yenilmez göründüğü dönemde dahi, hem asker (Doğu Cephesine birlik yollamayarak) hem de sivil (Yahudi Soykırımına karşı çıkarak) kayıplarını mümkün olan en düşük düzeyde tutmak için bizzat Hitler'e bile kafa tutmuştur.

1 yorum:

  1. Yugoslavya deyip duruyorsunuz o tarihlerde Yugoslavya diye bir ülke yoktur. Yugoslavya 1945’ten itibaren kurulan bir devlettir halbuki o tarihlerde Sırp Hırvat Sloven krallığı adında bir devlet vardı lütfen bu kadar kapsamlı bilgi yazacak kadar tecrübe ve birikime olan bir insanın bu kadar basit bir hata yapmasını ve bu hatasını sık sık tekrarlamasına çok üzücü olarak karşıladığını bildirmek isterim

    YanıtlaSil