Öne Çıkan Yayın

Cermen kavimlerin Kavimler Göçünde ki yeri!

Cermen kavimlerle Roma İmparatorluğu arasında Sezar'ın seferleri ile başlayan mücadele yüzyıllar boyunca sürer. Roma İmparatorluğu Va...

10 Aralık 2017 Pazar

Cermen kavimlerin Kavimler Göçünde ki yeri!


Cermen kavimlerle Roma İmparatorluğu arasında Sezar'ın seferleri ile başlayan mücadele yüzyıllar boyunca sürer. Roma İmparatorluğu Varus muharebesinin intikamını alır. Ancak, Ren nehrinin doğusunu tamamıyla işgal edip, tüm Cermen kavimleri "Romalılaştırmak"
(medenileştirmek!) mümkün olmaz.  İlerleyen yıllarda, Roma imparatorluğu doğal sınırlarına ulaşıp zayıfladıkça, Cermen kavimlerin Limes ötesi saldırıları artar.




Alman kültürünün atası olarak kabul edilen Cermenlerin tarihe damgalarını vurdukları ilk önemli olay Kavimler Göçü ile gerçekleşir. Gerek "kavimler göçü" kavramının içeriği gerekse başlangıç ve bitiş tarihleri ile nedenleri ve sonuçları hala tartışılsa bile, biz burada Cermenler tarihi açısından olaya yaklaştığımız için tüm bu ayrıntılara girmeyeceğiz.

Alman tarih yazımı açısından kavimler göçünün başlangıcı olarak kabul edilebilecek (!) tarih olarak seçilen 375 yılında Hunların Avrupa'ya akınlar düzenlemesi sonrasında onlardan kaçan Gotlar Roma İmparatorluğunun sınırları içine girerler. Zaten uzun süredir iç savaşlar yüzünden zayıflamakta olan Roma'nın fazla bir seçeneği olmadığından Gotlar'ın sınırı geçmelerine ve imparatorluk sınırları içinde yerleşmelerine izin verilir.

Bu yukarıda ki satırlar, kavimler göçü hakkında bir çok tarih kitabında okuyacağınız tipik bir başlangıçtır. Ancak, son dönemde yapılan araştırmalara göre, Hunların saldırılarıyla başlayan göçlerden önce, özellikle Kimmer ve Töton kavimleri, iklim koşullarının değişmesi sonucunda güneye doğru göçe başlamışlardır.

 

Hava koşullarının değişmesi sonucunda tarım alanlarının verimsizleşmesi ve yitirilmesi nedeniyle Roma imparatorluğu içinde hala tarıma uygun fakat yerleşime açılmamış topraklarda tarım yapma amacıyla göç etmişlerdir. Diğer bir deyişle, ilk göçler, barışçıl bir amaçla ve Roma'nın onayıyla gerçekleşmiştir.
Bunun yanında, özellikle Vandallar gibi bazı kavimler, her dönem sürekli olarak yağma amaçlı akınlar düzenlemişlerdir. Hunların saldırıları yoğunlaştıkça, batıya ve güneye doğru büyük göç başladığında, bu tip kavimler doğallıkla bu büyük göçe katılmışlardır.



Hangi kavimin nerelerden geçerek nerelere göç ettiği, hangilerinin nerede Roma orduları i
le savaştığı, hangi krallıkların kurulup hangilerinin yıkıldığı tarih kitaplarında yazıyor.

Bu kısa derlemede vurgulamamız gereken, farklı nedenlerden dolayı Cermen Kavimlerin
güneye ve batıya yaklaşık 200 yıl süren göçüyle, Roma imparatorluğunun ikiye bölünme süreci hızlanmış ve ortaya çıkan Batı Roma İmparatorluğu da başka bir Cermen kavim olan  Vizigotlar tarafından yıkılmıştır.

Klasik antik çağa son vermişler, Ortaçağa giden yolu açmışlardır. Roma kültürü ve Hıristiyanlık ile yakınlaşmışlardır.

Bu göçler sonunda Avrupa'nın başka bölgelerinde yaşayan yerel halklar ile karışarak yeni milletlerin oluşumunda ilk ve en önemli adımı aşamayı gerçekleştirmişlerdir.

 

Kavimler göçünden en kazançlı çıkan kavim Franklar olmuştur. Roma imparatorluğu ile anlaşarak Ren nehrinin batısına geçmişler. Ağırlıklı olarak bugünkü Fransa ve İsviçre'nin kuzeyi ile Belçika'ya yerleşmişlerdir.

28 Kasım 2017 Salı

BERLİNER DOM / Berlin Katedrali

Berlin'in en önemli Protestan kilisesi olan yapı, 15. yüzyıldan beri ayakta olup birçok bina gibi, II. Dünya Savaşı’ndan ciddi biçimde etkilenmiştir. Restorasyon çalışmalarının ardından 1993’te tekrar açılan katedralde Hohenzollern ailesine ve Prusya krallarına ait lahitler vardır.

270 merdivenle çıkılan 114 metre yüksekliğindeki kubbesi muhteşemdir.


25 Kasım 2017 Cumartesi

Sanssouci Sarayı / Büyük Frederik / Büyük Friedrich!

Sanssouci Sarayı : İsmi “kaygısız” anlamına gelen bu saray Prusya Kralı II. Frederick (Büyük Friedrich) tarafından huzurlu ve kaygısız bir yaşam sürmek için Georg Wenzeslaus von Knobelsdorff'un yönetiminde, 1745-1747 yıllarında kralın yönergeleri doğrultusunda tek katlı olan bu saray yapılmıştır.






22 Kasım 2017 Çarşamba

20 Kasım 1917 tarihinde başlayan Cambrai muharebesinin 100. yılı!

2 gün önceki yazımızda, 20 Kasım 1917 tarihinde başlayan Cambrai muharebesinin 100. yılı nedeniyle, İngiltere'de özellikle Bovington Tank müzesinin katılımıyla kutlamalar yapıldığına değinmiştik.

Bugün kısaca, Cambrai muharebesinin neden bu kadar önemle kutlandığına değinelim.



1914 yılı Eylül'ünde gerçekleşen 1. Marne muharebesinden sonra, Batı cephesinde ki çatışmaların  statik cephe muharebelerine döndüğünü bugün her askeri tarih meraklısı bilir. 1918 yazına kadar bu topraklarda gerçekleştirilen hiç bir saldırı bir kaç kilometrelik ilerlemeden daha fazlasını sağlayamamıştır. Daha da acısı, elde edilen toprak kazancı ile karşılaştırılamayacak kayıplara rağmen, bazen bir kaç ay yada  bir kaç hafta kadar kısa bir süre sonra düşmanın karşı saldırısı sonucunda ele geçirilen topraklar kaybedilmiştir.

Aslında bu açıdan bakıldığında Cambrai muharebesi tipik bir örnektir. 20 Kasım tarihinde başlayan müttefik saldırısı, daha ikinci gününde yavaşlayarak durmuş; 10 günü sonra da Almanların bir karşı saldırısı sonucunda kazandıkları arazinin büyük bir kısmını kaybederek geri çekilmişlerdir. (Bazı kaynaklara göre daha fazlasını kaybederek!)



Bu ilk değerlendirmeye göre, diğerlerinden farklı gözükmeyen Cambrai muharebesinin kutlanacak nesi vardır?

Her şeyden önce, saldırı başladıktan 6 saat sonra Müttefik kuvvetleri 4,5 millik bir alanda 6 mil kadar ilerlemişlerdir.

Bu başarıya ulaşırken uğradıkları kayıpta, 5.000 askerden daha azdır (Bu rakam, maalesef, 1. Dünya Savaşı için, çok küçük bir kaybı ifade eder!)
O dönem için, gerek asker gerekse siviller arasında muharebenin başlangıç aşamasında elde edilen bu hızlı(!) ilerlemenin neden büyük bir sevinç yarattığını anlayabilmek için şu karşılaştırmayı yapmak gerekir.

Söz konusu alan, 100 günlük Passchendale muharebesinde Müttefiklerin ele geçirdiği alandan daha büyüktür. 31 Temmuz - 10 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Passchendale muharebesinde verilen kayıp sayısı (yaklaşık 100 günde!) 200.000 askerden fazladır. (Kesin bir rakam veremiyorlar. Bu tahmini en düşük rakam!) 

Bu verileri gözönüne alırsak, Cambrai muharebesinin en azından başlangıç döneminin bile kutlamaya değer olduğunu kavrarız.

Ancak, bu muharebeye 1. Dünya Savaşı askeri tarihi içerisinde ayrı bir yer veren özelliği, her iki tarafında yeni taktikler kullanmasıdır.

Her ne kadar bazı kaynaklarda, "çok sayıda tankın bir arada kullanıldığı ilk muharebe" olarak değerlendirilse de, bu hem doğru değildir, hem de ön plana çıkması gereken özelliği bu değildir.

İlk önce vurgulanması gereken özelliği, "farklı askeri birimlerin (tank-piyade-topçu- uçak)muharebe boyunca başarılı bir biçimde koordine edildiği (o günün koşullarına göre!) ilk muhaberedir.

Çok sayıda tankın kullanılmasından daha önemlisi, tankların "ancak, büyük kayıplar verilerek ve çok zaman harcanarak geçilebileceği" öngörülen Hindenburg hattını bir kaç saat içinde aşmalarıdır.

Sadece piyadenin değil, yakın top desteği sağlayan hafif topçunun da kabusu olan hendekleri aşabilmeleri için büyük ağaç gövdelerinden oluşan dolgular ve o güne kadar görülmemiş derinlikte, büyüklükte ve yoğunlukta ki dikenli tel engelleri aşabilmeleri ve daha da önemlisi özellikle geriden gelen hafif top çeken atların geçebileceği düzeyde tahrip edebilmelerini sağlayabilecek çapalar eklenmiştir.



Bu sayede tanklar, siper savaşlarında o güne kadar topçunun görevi olan "dikenli telleri imha görevini" üstlenmiştir.

Kullanılan "tahmini top ateşi tekniği" diğer bir yeniliktir. O güne kadar saldırının düzenleneceği bölgede önceden yapılan keşif araştırmalarına gerek kalmamıştır.

Başka bir yenilikte, o güne kadar görülmemiş ölçüde Hava Kuvvetlerinin saldırıya katılmış olmasıdır. Uçaklar sayede muharebe öncesinde ve esnasında keşif yapmakla yetinmemişler, bombardıman ve yer saldırısı görevleri üstlenmişlerdir.

15 Ağustos 2017 Salı

13 Ağustos "Adlertag" (Kartal günü) hakkında bir kaç rakam!

13 Ağustos "Adlertag" (Kartal Günü) yazısı ile ilgili olarak, Tanju Hocamız bir ekleme yaptı. Önemli rakamlar içeren yazıyı, kendisine teşekkür ederek, buraya ekliyorum.

"13 Ağustos "Adlertag" yani kartal günü ve izleyen hafta içerisinde Almanlar günde 1500'den fazla sorti ile akınları doruğa çıkardılar. 7 Eylül'de 1000 uçakla Londra'yı bombaladılar. Verdiğiniz bilgilere bir ek yapmak isterim. Almanların hava savunma tesisleri yerine akınlarını sivil yerleşimlere kaydırmalar...ı RAF'a toparlanma fırsatı vermiştir. Ama zaten Almanların tahmininden daha fazla uçakları ve pilotları vardı. Bu arada her zamanki sorunumuz olan farklı bilgi meselesi burada gene ortaya çıkıyor. Savaş sırasında verilen 2.968 Alman ve 3.058 İngiliz uçağının düşürüldüğü elbette karşılıklı propagandadan ibaretti.


Gerçek rakama gelince, hepsi İngilizler lehine olmak üzere 915'e 1.733, 938'e 1.679, 1.017'ye 1.882 gibi farklı rakamlar verilmektedir. Devam etsek daha da başkalarını göreceğiz. Ama İngiliz üstünlüğü kesindir. Almanlar hava muharebesine hiç uygun olmadıkları için sinek gibi düşürülen Stuka pike bombardıman uçaklarını kısa sürede çektiler. Ayrıca Heinkel gibi bombardıman uçakları çift motorlu olduğu için bomba yükleri sınırlıydı. Muharebeler Temmuz'dan Aralık ayına kadar sürdü ama en yoğun Ağustos ayındaydı, Eylül'den sonra taciz akınına dönüştü.

Bu arada Adlertag öncesinde 3 Temmuz ile 11 Ağustos arasında da bir nevi hazırlık bombardımanı yapıldı ve bu sürede Almanlar 364, İngilizler 203 uçak yitirdiler."

13 Ağustos 2017 Pazar

Adlertag! (Kartal günü!)

13 Ağustos 1940 günü, Nazi Almanyası tarihine, "Adlertag" olarak geçmiştir. O gün, Luftwaffe'nin (Nazi Alman Hava Kuvvetleri), İngiltere bombardımanını başlattığı gündür. Göring'in tahminine göre, RAF (Kraliyet Hava Kuvvetleri) 4 hafta gibi kısa bir sürede, "gökyüzünden silinecektir."

Hitler'in deyişiyle, Luftwaffe, Alman Silahlı Kuvvetleri'nin istilası için, İngiltere'yi istilaya hazır hale gelene kadar bombalayacaktır.

Harekât başladıktan bir hafta sonra, Göring'in boş vaatlerde bulunduğu ortaya çıkar. Daha ilk hafta içinde, Luftwaffe 284 uçak kaybeder. (Çoğu zaman göz ardı edilen bir unsuru hatırlatmak gerekir. Uçaklarından atlayabilen Alman pilotlar, İngiliz pilotların tersine, esir düştüklerinden, birliklerine geri dönüp tekrardan göreve çıkamamaktaydılar. Diğer bir deyişle, sadece "uçak" kaybı değil, ondan daha önemlisi, "pilot" kaybı söz konusuydu.)


Luftwaffe üst düzey kademesinden en çaylak pilota kadar herkes 5 hafta sonunda, İngiltere Hava sahasında üstünlüğü ellerine geçiremeyeceklerini anlar.

Bu, Göring'in ilk büyük yenilgisidir. (Aslında, Dunkerk'de kuşatılmış Müttefik kuvvetlerini yok etme konusunda, Hitler'e verdiği vaatlerde boşuna çıkmıştır. Ancak, Batı Seferi'nin zaferle sonuçlanması, bu başarısızlığın göz ardı edilmesine neden olmuştur.)

10 Ağustos 2017 Perşembe

Niccolö Machiavelli ve "Prens"!

Bugün, 1469-1527 yıları arasında yaşamış siyaset kuramcısı, yazar ve devlet adamı olan Niccolö Machiavelli'in en ünlü eseri olan "Prens" isimli kitaptan bahsedeceğiz.


Kitabı okumamış olanlar bile, "Amaca ulaşmak için her yol mubahtır" sözüyle atıfta bulunmuşlardır. (Belki de farkında olmadan!) İşin ilginci, bu sözün kitapta yer almamasıdır. Ancak, bazı açılardan kitabın ana fikirlerinde birini (bazılarına göre, tekini!) oluşturan ünlü bir sözdür.

Kitaba geçmeden önce, tarihe damgasını vurmuş kişilerin fikirlerini ve eserlerini objektif bir bütünlük içinde anlayabilmemiz için, onların yaşadığı dönemin arka planını iyi analiz etmemiz gerektiği gerçeğinden yola çıkarak, Machiavelli'nin yaşadığı dönem hakkında bir kaç cümle yazalım.

İtalyan Rönesans'ına denk gelen bu dönem, sanat, bilim ve edebiyatta yoğun bir üretimin ve daha da önemlisi o güne kadar görülmemiş fikirler ışığında yaratıcılığın ön plana çıktığı dönemdir.

Machiavelli'in çağdaşları,  Michelangelo ve Leonardo da Vinci'dir.

Yaşadığı şehir, katedraliyle ünlü Rönesans sanatının merkezi olan Floransa'dır.

Ortaçağ’ın dağınık derebeylikleri yıkılırken, merkezî yönetim güçlenmeye başlıyordu.

Yavaş yavaşta olsa, Avrupa'da ki ulusların genel çizgileri ortaya çıkmakta, "modern devlet" kavramı filizlenmeye başlamaktaydı.

Bu gelişim ve değişimlerin ortasında Machiavelli tarihe damgasını vuran bir kaç eser yaratmıştı. Bugün bunlardan birisi olan "Prens" isimli kitabıdır. Bazı eleştirmenler tarafından modern siyaset biliminin temeli olarak kabul edilen kitap, başkaları tarafından "kime ve ne amaçla bile yazıldığı belli olmayan" bir eser olarak görülür.

Günümüzde bile, "Prens"mi yoksa,  "Hükümdar" mı şeklinde, kitabın başlığı hakkında yapılan tartışmalara rastlarsınız.


Kitap, "klasik" ünvanını kazanmış bir çok eser gibi, çok geniş bir yelpazede siyaset bilimi hakkında yazarın düşüncelerini içerir. Hayatı boyunca, İtalya'nın birliği için mücadele etmiş bir düşünür olarak, o dönemin koşullarında,  kullanılan yöntemlerin ahlaki yönlerini gözönüne almadan, ne pahasına olursa olsun bu hedefe ulaşmanın yollarını anlattığı bir eser olarak, kendisine olumlu olduğu kadar olumsuz bir unvan da kazandırmıştır.

Kısacası, başarıya ulaşmak için yönetici doğru veya yanlış, iyi veya kötü, her türlü aracı kullanmalıdır.

Her ne kadar kitap, siyaset üzerine yoğunlaşmışsa da, askerlik sanatının önemini de sürekli vurgular.

Kitabın bazı alt başlıklarına bir bakış atalım:

-Kaç Tür Askeri Güç ve Paralı Asker Vardır?
-Yardımcı, Karma ve Öz Askerler Üzerine.
-Prensin Askerî Konularda Yapması Gerekenler, gibi...

Bu alt başlık örnekleri bile "Savaş Sanatı Üzerine" başlıklı kitabında ki kadar olmasa da, askerlik sanatının devlet kurumunun ve millet olgusunun varoluşunda ki önemini göstermesi açısından yeterlidir.

Bundan dolayı, askerlik tarihi ile ilgilenenlerin okuması gereken klasik bir eserdir.