Öne Çıkan Yayın

Günün sözü: "Fransa'ya, "Liberté, égalité, fraternité", "süvari, piyade, ve topçuluk"'dan daha az rehberlik etmiştir."

"Liberté, égalité, fraternité" özdeyişi dilimize "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" olarak çevrilebilir. Bu üçlemenin ne a...

9 Haziran 2015 Salı

Barbarossa Harekatı ve "pre-emptive strike" kavramı!

1990’lardan başlayarak, 2000’li yılların ilk on yılını kapsayan dönemde, tarihçiler ve özellikle “savaş tarihçileri” arasında “Nazi Almanya”’sının 22 Haziran 1941 tarihinde başlattığı saldırının bir “pre-emptive strike” niteliği taşıyıp taşımadığı geniş kapsamlı bir tartışma yaşanmıştır.
 
Öncelikle, doğal olarak, “pre-emptive strike” kavramının ne anlama geldiğini açıklamak gerekir.
Türkçeye, “önleyici saldırı” veya “engelleyici vuruş/hamle” şeklinde tercüme edilebilir. Tercüme konusunda çalışma yapan ve yapmakta olan herkes, hem “kelimesi kelimesine” tercümesinin ne kadar zor olduğunu bilir; hem de ne dereceye kadar doğru olduğunu sürekli bir tartışma konusudur. Bundan dolayı, zaten “askeri tarih” konusunda oldukça zayıf olan dilimizde daha fazla yorum yapmadan, konuya girmek istiyorum.
 
Söz konusu tartışmayı başlatan kitap, Viktor Suworow’un dilimize de çevrilen, “Buzkıran” isimli eseridir. Gerçek ismi, Vladimir Bogdanovich Rezun olan, yazar, 1947 doğumlu bir Sovyet Askeri İstihbarat (GRU) subayıdır. Eğitimi ve kariyeri:
 
1958-1965 Harp Okulu ve

1965-1968 Kiev Askeri Yüksek Okulunda eğitim gördü.
1970-1971 yıllarında Volga bölgesi Askeri Bölge Karargahı'nın istihbarat bölümünde ve Spetsnaz’da  (Özel Harekat Gücü) görev yaptı.
1971-1974 askerî-diplomasi eğitimi aldı.
1974-78 yılları arasında GRU ajanı bir diplomat olarak, çalıştı.
10 Haziran 1978 tarihinde Cenevre’de görevli iken, Batı'ya iltica etti.

O zamandan beri, istihbarat analisti, öğretim görevlisi ve yazar olarak çalışmaktadır. Batı'ya iltica ettikten sonra ki yaşantısında ve yayımladığı kitaplarda “Viktor Suworow” takma adını kullanmaya başladı. Kendisine bu takma adı seçerken, ünlü Çarlık zamanı mareşali Alexander Wassiljewitsch Suworow’dan yola çıktığı öne sürülür. ( Bu iddia, Rudolf Augstein tarafından ortaya atılmıştır.)

Aslında, Suworow, 1985 yılından beri, Sovyet askeri tarihi üzerine çok sayıda kitap yazmaktadır. Kişisel biyografisi göz önüne alınırsa, Sovyet ordusu, Sovyet Gizli Servisi ve Spetznaz gibi özel askeri birimler hakkında makaleler yazması çok doğaldır. Önceleri, bu konularda makaleler yazmış, 1989 yılında yayınladığı “Buzkıran” isimli kitabı ile bir an da ün kazanmıştır. (En azından, tarih ve askeri tarih yazımı açısından!)

Vurgulanması gereken önemli noktalardan birisi, kitabın ilk baskısının “Almanca” olmasıdır. Yayıncılık dünyasında “uluslararası dil” olarak kabul edilen İngilizce yerine, ilk kitabını, İngiltere’de yaşarken, Almanca yazmıştır. 1990 yılında İngilizce,  1992’de Rusça’ya tercüme edilmiştir.

1995 yılında “Gün: M” ve 2000 yılında “Stalin’in engellenen sürpriz saldırısı” isimli kitapları aynı konuyu irdeleyen diğer eserleridir. Bu iki kitapta, perestroyka sonrasında yayınlanan, bazı üst düzey Sovyet askeri komutanların biyografilerine dayanarak, aynı tezi savunmuş; ancak yeteri kadar taraftar ve beğeni toplayamamıştır.

Askeri tarih yazımı açısından ilginç bir tartışma başlatan kitabında, Suworow, ana hatlarıyla şu fikri savunur: Stalin 1941 yazında, Nazi Almanyası’na saldırmak üzereyken, Hitler başlattığı “Barbarossa Harekatı” ile onun bu planlarını yerle bir etmiştir. Bu varsayımdan yola çıkarak, Hitler’in saldırısının, bir “İşgal harekatı” değil, “Düşman saldırısını önleyici bir hamle” olduğunu savunur.


Tartışmanın ağırlıklı olarak Alman ve Rus tarihçilerin katılımı ile gerçekleşmesi çok doğal. Ama daha ilginç olanı, 1990’lı yılların başında, 2. Dünya Savaşı’na katılmış çok sayıda Alman askerinin farklı gazetelere yolladıkları mektuplarla, tartıimaya yaptıkları katkılar. O tarihlerde, Internet daha yaygınlaşmadığından bugün maalesef bu yazılara ulaşamıyoruz.

Gerek Alman gerekse Rus tarihçiler arasında Suworow’un tezini kabul edenler olduğu kadar, red edenler de oldu. Tarihçilerin sosyo/politik görüşlerinin, hatta bazılarının sahip olduğu ideolojik yaklaşımlarının, tezi değerlendirirken ağırlıklı rol oynadığı tartışılmaz bir gerçek.

Aşırı sağdan, “ortanın sağı” olarak nitelendirebileceğimiz bir kesime dahil olan Almanlar Suworow’un tezini savunurken, kendi ülkelerinde aynı eğilime sahip olan Ruslar’ın tezi reddetmesi, “resmin bütününde” neredeyse komik bir görüntü oluşturuyor. (Devamı var...)
Bu konuda ki diğer yazılar:
ViktorSuvorov

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder